Hanif Kureishi - VaroÅŸların Buda’sı
Anwar bastonunu indirince Changez tam zamanında bir yana yuvarlandı, yumru organı kağıt paketinden çıkanp bir mücahit nidası patlatarak -en azından Shinko’ya göre bu mücahit nidasıydı, nereden biliyorduysa?- amcamın kafasına ustalıkla küt diye indirdi. Hindistan’dan Old Kent Road’a bir dişçinin yanında kalmaya, serserilik edip kumar oynamaya, servet edinip eve dönünce büyükbabasının Juhu Sahili’ndeki evi gibi bir ev yapmaya gelen Anwar Amca onca yıl önce hayatının ilerleyen yıllarında kafasına bir seks aleti yiyip de yere yığılacağını imkanı yok bilemezdi. Hiçbir falcı söyleyemezdi bunu, Kipling, “Herkesin başına korktuÄŸu gelir,” demiÅŸti ama Anwar’ın korktuÄŸu bu deÄŸildi.
Sayfa 231
Yine de sıkıntım, kendime olan nefretim, kendimi kırık şişelerle kesip sakat etme isteğim, uyuşukluğum, ağlama nöbetlerim, günler, günler boyu yataktan çıkamayışım, dünyanın beni ezip geçmek için üstüme üstüme geldiği duygusu, bunlar da sürüp gidiyordu. Ama delirmeyeceğimi biliyordum. Bu boş vermişlik, bu kendimi koyverişim tam özlediğim gibi bir özgürlükten olsa da. Bu halimin geçmesini bekliyordum.
Neden bu kadar güçlü olduÄŸumu düşünmeye baÅŸladım, beni dağılmaktan kurtaran neydi? Galiba nedeni babamın o güçlü yaÅŸama içgüdüsünün bana da geçmiÅŸ olmasıydı. Babam kendini hep İngilizlerden üstün görmüştür; bu ona Hindistan’da geçen çocukluÄŸundan mirastı; politik kökenli öfkesi aÅŸağılama ve kendini üstün görme biçimini almıştı. Ona göre Hindistan’da İngilizler çok gülünç, katı, güvensiz ve kuralcı kalıyorlardı. Bana kendimize asla bu insanların önünde nıahcup olma utancını yaÅŸatmamamız gerektiÄŸi duygusunu aşılamıştı. Eski kolonicilerin bizi dizlerimizin üstüne çökmüş görmelerine izin veremezdik, zaten bekledikleri buydu. Artık tükenmiÅŸlerdi; imparatorlukları yoktu; devirleri bitmiÅŸti artık, sıra bizdeydi.
Sayfa 274-275
İngiltere, Güney Londra, Pakistan, Hindistan, yoga, varoÅŸ, zen, old spice, Syd Barrett, David Bowie, punk, Kerouac, Capote, Candide, seviÅŸmek, s.kiÅŸmek, eÅŸcinsellik, Dvorak, Krishnamurti, Ummagumma, Levi’s, Vogue, Harper’s and Queen, A Saucerful of Secrets, Gandi, Cinnah, bira, ÅŸarap, viski, LSD, ot, Summertime Blues, Glenn Miller, Countbasie, Louis Armstrong, kraliçe,
ırkçılık, New York, Wisconsin, tiyatro, evlilik, ayrılık, Taocu seks, budizm, feminizm, Billie Holiday, Charles Dickens, işçiler, devrim, sınıf ayrımı, Kipling, cinsiyet ayrımcılığı, islam, Charles Mingus, Elvis Costello, baba, anne, aile,dostluk, arkadaÅŸlık…
Yukarıda yazılanlar ve daha birçok öğenin çok da girift olmayan bir şekilde, üstelik çok keskin bir mizahla harmanlanması mümkün müdür? Mümkündür.
Yazarın eleÅŸtirmenlerce bu en sert diye tanımlanan romanı, 70′lerin ve 80′lerin İngiltere’sindeki marjinal yaÅŸamı anlatıyor.
Fonda güzel müziklerle “yabancı” bir ülkede ırkçılığı, cinselliÄŸi -özellikle eÅŸcinselliÄŸi-, özgürlüğü ve yalnızlığı sorguluyor Kureishi. Ne ingiliz ne Paki biri için bir Araf yaratıyor. Üstelik yaÅŸanmış bir Araf.
Can Yayınları
ISBN 975 - 07 - 0093 - 7
1. Basım 2001
İngilizce aslından çeviren Alev Bulut Kerimoğlu
Özgün Adı The Buddha of Suburbia


(4 oy verildi, ortalama: 4.5 / 5)




