Günlerin Tortusu

Öykü kategorisi arşivi

Sait Faik - Öyle Bir Hikaye

Blog, Sait Faik, Öykü kategorilerine ait bu tortu, Atilla Aktuna tarafından gönderildi.

Öyle Bir Hikaye

 

Bu mazotla işleyen, güdük bacalı, 22.000 tonluk İtalyan vapurunun beyaz güvertelerinde deniz ve her limanda birbirine benzemeyen güzel, çirkin, beyaz, sarı, siyah insan seyreden seyyahlar şimdi şehre dağılacaklar.

Marsilya Limanı - Sayfa 187
Sarnıç


Sera Hanım, en yakınımızdaki bir kitabın 187. sayfasının ilk tümcesini yazmakla ilgili mime bizi de dahil edince, elimiz ayağımıza dolaştı. Yapmak istemezdik ama kendimizi frenleyemedik. Çok küçük bir hile ile en yakınımızdaki ikinci kitaptan alıntıladık yukarıdaki tümceyi.

Şimdi devir zamanı -eğer kabul ederlerse: Lyn Hanım, Kalemzede Bey ve Erhan Bey‘i dahil edelim oyuna.

Yapı Kredi Yayınları
ISBN 975 - 08 1086 - 4
1. Baskı Mayıs 2006

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (3 oy verildi, ortalama: 5 / 5)
Loading ... Loading …

Sait Faik - Mahkeme Kapısı

Röportaj, Sait Faik, Öykü kategorilerine ait bu tortu, Atilla Aktuna tarafından gönderildi.

Mahkeme Kapısı

 

“Nereye gidiyorsun?” diye sordu.

“Elbet yatacak bir otel odası bulur, başımı sokarım. Ben artık senin yanında kalmağa korkuyorum, gideceğim!” dedim.

“Bir yere gidemezsin. Şuradan şuraya bir adım atamazsın. Bitin kanlandı da çekip gidiyor musun? Hem bavulunu göster bakayım. Belki de müşterilerin eşyasını çaldın” diye başladı.

Ağzına geleni söylüyordu. Namusuma taallûk eden bir takım kötü sözler… Üzerime sandalye ile hücum etti. Polisler geldi. Karakola götürdüler.Zabıtlar tutuldu. Evvelâ o imza etti. Tam ben imza atarken:

“Yanıyorsun Ahmet!” diye bağırdılar. Fakat imza etmekle yanmak arasında bir münasebet göremedim.

Paltomdan keskin bir koku ile dumanlar çıktığını görünce işi kavradım. Hemen paltomu çıkarıp attım. Paltomun arkasından bir karış yer yanmış; söndürdüler. Meğer paltoma kezzap dökmüş. Bana hakaret ettiği için dâvacıyım efendim.

Modern Bir Karıkoca - Sayfa 8 - 9

942 baharında, nisan sonu ve mayıs ayı boyunca 26 gün mahkeme salonlarında hakimler, müddeiumumiler (savcılar), avukatlar, mübaşirler, davalılar, davacılar ve tanıklarla birlikte “Başkalarının Derdile Dertlenen Bayan”lar da vardır ve “[onlar] söylemesi ayıp, artık dert dinlemekten kaşarlan[mışlardır]”. [1]

Devir savaş devridir, karne dönemi. 6-7 Eylül hadiselerine de bir hayli vardır. Bu yüzden olsa gerek mahkemeye düşenler Türk’tür, Rum’dur, Ermeni’dir,“dördü de Rizeli['dir ve] Fransızcanın Marsilya şivesi gibi Türkçe’nin de Karadeniz şivesi şakrak ve ahenktar[dır]”. [2]

Erkektir ve kadındır. “Üç bayanın üçü de gayet güzel giyinmişler[dir]. Bayan Saime’nin sırtında nefti bir manto ve omuzlarında renar Arjante. Bayan Bedia’nın göğsünde bir kırmızı yapma gül. Bayan Betül’ün ise şarabi mantosu, son moda bir şapkası, yine bir tilkisi [vardır].” [3]

Bu “Üç Bayan Bir Bay”la mahkemeliktir ve “bu dâva bir kız kaçırma dâvası değil, bir tasallut dâvasıdır” “ikinci Ağırcezanın kararını boz[an] temyiz[e göre]”. [4]

Seylan Çayı Hırsızları” bir gün, “Sultan Mahmut Türbesi’nin Kurşunları”nı götürenler bir başka gün hakim karşısındadırlar. “İpekli Kumaş Hırsızları” ise 5 gün önce buradaydılar.

Bu Senenin Meşhur Karakış Cinayeti” ve “Bıçakla Oynanma[ması]” gerektiğini bilmeyenlerin davaları da bu Sait Faikmayıs ayında görüldü de, “Modern Karıkoca”nın ya da “Dayının Ceketi” davalarından daha önemli ya da önemsiz değildiler Haber gazetesinin adliye röportajlarını yapan kişiye göre.

Söylemeyi unutmuşum, o 26 gün boyunca mahkeme salonlarında bir de öykücü vardır ve röportajları yapan kişiyle aynıdır:

Ben suçluyu düşünüyorum. Herhalde hastalanmış olacak ki mahkemeye getirilmemiş. Belki o da zayıf, nahif bir çocuktur. Gözlerinde hâlâ iyiliğe dönmeye müsait ışıklar, yüzünde hâlâ zekânın verdiği ince, şeytani hatlar, vardır.” [5]

Sait Faik öykücü mayasının ne demek olduğunu gösteriyordur âdeta.


[1] Başkalarının Derdile Dertlenen Bayan, sayfa 82
[2] Bir Peri Masalı mı? İpekli Kumaş Hırsızlığı mı?, sayfa 19
[3] Üç Bayan Bir Bay, sayfa 23
[4] age, sayfa 24
[5] Çamaşır İpleri ve Don Gömlek Hayaletleri, sayfa 50

Varlık Yayınları
1. Baskı Nisan 1956

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (6 oy verildi, ortalama: 4.83 / 5)
Loading ... Loading …

Romen Hikayeleri Antolojisi

Antoloji, Öykü kategorilerine ait bu tortu, Atilla Aktuna tarafından gönderildi.

 

 

Hemen bisikletini yolun kenarına bıraktı, hatta attı bile. Köprünün iki ucundan ateşler püskürüyordu. Köprünün ayağından aşağıya indi, demiryolu köprüsünün altına gitti, ayağına bombayı bıraktı, fitili ateşledi. Tüfek sesleri susmuştu. Koşmaya başladı, kuru nehrin yatağından, taşların üzerinden, lağımların döküldüğü dirseğe koşuyordu. Oraya geldi, saklandı, bekledi. Lağım kokusu berbattı. Tükürmek istedi, tükürdü. Ama boğuluyordu. Ağzında acı tatlar vardı. Kusmaya başladı. Kusarken de patlamayı duydu. Patlama korkunçtu ve sanki sessiz sedasız, onu bağrında saklayan lağımın ağzındaymış gibi yakındı. O ise, ağzında acı bir safra tadı, kusmaya devam ediyordu. Sonra sessizlik oldu ve lağımdan dışarı sürüklenince, yıkılmış, ikiye ayrılmış, parçalanmış köprüyü gördü. Kararlaştırıldığı gibi, mümkün olduğu kadar çabuk buralardan uzaklaşmak için koşmaya başladı. Mısır tarlasına girdi. Temiz hava onu canlandırdı ve ağzındaki acı tadı da unuttu. Ancak o zaman bisikletini hatırladı ve içi sızladı.

Çöllerin Altında Denizler Var - Sayfa 228
Dumitru Padu Popescu

Bilen bilir, eski kitapların tümünde olduğu gibi, Varlık Yayınları’nın da kendine has bir kağıt kokusu vardır. Bu bile Varlık’ı sevmem için başlı başına bir etkendir.

Ama bundan da önemlisi, Varlık -günümüzde bile olmayan bir biçimde, ki bu anlamda yayıncılığın ileri doğru gittiğine inanmıyorum- Dünya edebiyatının Türkiye’de tanınmasında belki de en önemli yayınevi olmuştur. Yazıya konu olan antoloji, bu savı destekleyen örneklerden biridir. Aynı seride İskandinav, Romen, Macar, Rus, Fransız, Yugoslav ve Amerikan öykü antolojileri yayınlanmıştır.

Romen öyküleri, bize çok da uzak olmayan bir coğrafyanın öyküleridir. Antolojide yer alan öykülerin bir kısmı, bizdeki köy edebiyatı ile paralellikler gösterir. Diğer öykülerin neredeyse tamamı ise II. Dünya Savaşı üzerinedir. İdeolojik yönü ağır basanları bir kenara koyarsak, oldukça etkileyici öykülerdir bunlar.

Antolojide yer alan yazarlar:

 

romen_1.jpg

Ion Slavici, Ion Luca Cagiale, A Bratescu Voineşti, Mihail Sadoveanu

romen_21.jpg

Ion Agirbiceanu, Liviu Rebreanu, Cezar Petrascu, Zaharia Stancu

 romen_3.jpg

Alexandru Sahia, Marin Preda, Eugen Barbu, Francisc Munteanu

romen_4.jpg

 Pop Simion, Alecu Ivan Ghilla, Teodor Mazilu, Dumitru Radu Popescu, Vasile Rebreanu

Varlık Yayınları
1. Basım Ağustos 1968

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (3 oy verildi, ortalama: 3.33 / 5)
Loading ... Loading …

Elio Vittorini - Sicilya Konuşmaları

Başucu, Vittorini, Elio, Öykü kategorilerine ait bu tortu, Atilla Aktuna tarafından gönderildi.

Sicilya Konuşmaları

 

Sonra bileyci gırtlağını temizleyerek "Dünya güzel," dedi.
Ben de öksürerek boğazımı temizledim. "Şüphesiz" dedim.
Bileyci, "Işık, gölge, soğuk, sıcak,sevinç, acıdır dünya…"
Ben, "Umut, cömertlik…"
Bileyci, "Çocukluk, gençlik, yaşlılık…"
Ben, "Erkekler, çocuklar, kadınlar…"
Bileyci, "Güzeller, çirkinler, Tanrıya şükür, namussuzluk, dürüstliük…"
Ben, "Hafıza, hayalgücü…"
"O da ne demek?" diye birden bağırdı bileyci.
"Hiç," dedim. "Ekmek, şarap."
Bileyci, "Sucuklar, süt, keçiler, domuzlarla inekler… Fareler."
Ben, "Ayılar, kurtlar."
Bileyci, "Kuşlar, ağaçlar, duman, kar…"
Ben, "Hastalık, iyileşme. Biliyorum, biliyorum. Ölüm, ölümsüzlük ve diriliş."
"Ah!" diye bağırdı bileyci.
"Ne var?" dedim.
"Korkunç bir şey," dedi bileyci. "Ah! Vah! Of! Pof! Hay! Huy!"
"Şüphesiz," dedim.
Bileyci, "Dünyaya küfretmek çok kötü bir şey," dedi.

 

Sayfa 138

 

Bazı kitaplar vardır, başucu kitaplarıdır. Defalarca okursunuz, bıkmazsınız. Her okumanızda yeni bir tat alır, burayı nasıl gözden kaçırmışım dersiniz. Mutlaka dersiniz. Vittorini’nin "Sicilya Konuşmaları" benim için böyledir. Tekrar tekrar okusam da sıkılmam. Sahaftan satın aldığım bu kitabın, benim için başka bir önemi ise en arka sayfasında yer alan ex-libris’tir.

ex-librisBir yöre ve yolculuk romanıdır Sicilya Konuşmaları. Ama yöre romanı olması, evrenseli yakalamadığı anlamına gelmez. Aksine, belki de bu kadar evrensel bir roman başka türlü yazılamaz. Vittorini, Sicilya’yı çok iyi tanıyan bir yazar olarak ayrıntıları ile okuyucuyuVittorini eline geçirir. Hiçbir şeyi sulandırmadan anlatırken, sahneler okuyucunun gözü önüne geliverir.

Otobiyografik bir roman olduğu su götürmez bir biçimde belli olan kitabın temel izleği, yolculuktur. Somut olarak, deniz yolculuğunu bir tren yolculuğu izler ve sonunda kitabın kahramanı 15 yıl sonra 15 yaşında ayrıldığı eve geri döner. Ama kahramanın asıl yolculuğu kendi geçmişinedir. Öyle ki, “her şeyin gerçekliği iki kat art[ar], yolculuk dördüncü bir boyut kazan[ır]”.

Sicilya Konuşmaları diyaloglar üzerine kurulmuş bir romandır. Diyaloglardaki tekrarlar ise romana dinamizmin yanısıra şiirsellik katmaktadır. Bunda Gönül Çapan’ın duru Türkçesinin de payının olduğunu söylemeden geçmek çevirmene haksızlık olacaktır.

 

 

 e yayınları
1. Baskı 1971
Çeviri Gönül Çapan
Özgün Adı Conversazione in Sicilia

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (2 oy verildi, ortalama: 5 / 5)
Loading ... Loading …

Gustav Meyrink - Kardinal Napellus

Meyrink, Gustav, Öykü kategorilerine ait bu tortu, Atilla Aktuna tarafından gönderildi.

Kardinal Napellus

 

 

Bütün hayatımın her tür beklemekten ve yine beklemekten -dinmek bilmez bir tür kanamadan- ibaret olduğunu ve anı hissetmek için bana kalan zamanın saatlere bile vurulamadığını dehşet içinde fark ettim. O zamana dek hayatımın anlamı bellediğim şey bir sabun köpüğü gibi yok oldu gözlerimin önünde. Bakın, dünyada ne gerçekleştirirsek gerçekleştirelim, bunlar hep yeni bir bekleyişe, yeni bir umuda yol açar; bütün evren doğamamış bir şimdiki zamanın cesedinin saçtığı pis kokuyla dolu. Bir doktorun, bir avukatın, bir memurun bekleme odasında kapıldığımız o sinir bozucu zayıflığı hissetmeyen var mıdır? Bizim hayat dediğimiz şey, ölümün bekleme odasıdır. Birdenbire -o anda- zamanın ne olduğunu kavradım: Biz zamandan yapılma ürünleriz, maddeden oluşmuşa benzeyen ama akıp giden zamandan başka bir şey olmayan bedenleriz.

J. H. Obereit’ın Zaman Sülüklerini Ziyareti - Sayfa 25

 


Gustav Meyrink’i çok geç tanıdım -doğrusunu söylemek gerekirse birkaç aylık bir tanışlık bu- ve şimdiye kadar okumamış olmamın çok büyük bir kayıp olduğunu düşünüyorum. Kardinal Napellus’ta sadece üç öykü olmasına karşın, bu öykülerin üçünü de okurken hissettiğim ürpertiyi çok az yazarda hissetmiş olduğumu söylesem herhalde nedeni daha iyi anlaşılır.
Meyrink

Meyrink’in, Poe’dan etkilendiğini söylemek sanırım yanlış olmaz. (Gerçi Poe’nun etkilemediği iyi bir öykücü var mıdır?) Poe ile aynı gün doğmuş olan -yaklaşık 60 yıl sonra- yazarın, özellikle yukarıda alıntı yapılmış öyküsü okuyucuyu girişinden itibaren içine çeker. Bir metafor
olarak sülüğün kullanımı ise -kuşkusuz-öykünün en etkileyici yanlarından biridir.

Borges, kitabın önsözünü, "Meyrink, ölüler krallığının yaşayanlar krallığına girdiğine, gözle görülür dünyamızın gözle görülemez diğer dünya tarafından işgal edildiğine inanıyordu." diye bitiriyor. Ekleyebileceğim tek şey; Poe, Borges ve Meyrink’se işgal edenler ve onların işbirlikçileri ise, buyursunlar!

 

 

Dost Kitabevi Yayınları
ISBN 975 - 7501 - 88 - 3
Birinci Baskı Ekim 1999
Almancadan Çeviren Zehra Aksu Yılmazer

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (1 oy verildi, ortalama: 3 / 5)
Loading ... Loading …