
Bazen Senyor Borges benden birkaç kitabı paket yapmamı ister, o zamanlar rafları yeni inşa edilen la Ciudad adlı kitapçıya gidip paketi boş bir yere bırakırdı. Bunu hoşuna gitmeyen kitaplara yapardı. Bir keresinde yine bir paketle (büyük bir paketti) Milli Kütüphane’ye gitmiş, Tucuman ve Florida’ya gelince bir kahvede bir şeyler içmek için oturmuş, sonra da sanki unutmuş gibi kitapları sandalyenin altında bırakıp çıkmış. Oradaki çocuklar da onu tanıdıkları için, Senyor Borges’in kitaplarını unuttuğunu sanarak, akşama doğru bir paket kitabı alıp kendisine getirmişler. Halbuki bu onun kitaplardan kurtulma yöntemiydi.
Sayfa 30
Saat dokuzda banyodan çıkar, sonra da kahvaltısını ederdi. Nobel Ödülü zamanı gelince gazeteciler sıra olurlardı. Roberto Madiana’nın bana, “Önce ben geldim Fanny!” deyişini hep hatırlarım. Kapıya yapışmış beklerdi. Bir de o uzun kuyruk… Herkes beklerdi. Son defasında yine ona Nobel Ödülü’nü vermediklerinde bir sürü gazeteci toplanmıştı. O yıl kesin Borges’e verileceğini düşünüyorlardı. Bütün gün kapıda nöbet tuttular ve sonunda haber geldiğinde de, verilmediğini söylemeye başladılar. Beyefendi çok üzüldü. Kendisi bile o yıl kazanacağını düşünüyordu çünkü ödülü hak ettiğine inanıyordu. Ama dünyanın o tarafında, “Ben yaşadığım sürece Borges Nobel Ödülü’nü alamayacak,” diyen, sözü geçen biri vardı. Beyefendi bu duruma çok üzülürdü.
Sayfa 39

Bu yüzyılda, Gabriel Garcia Marquez’den Julio Cortazar’a, Carlos Fuentes’ten Severo Sarduy’a kadar, İspanyolcadaki önemli yazarların hemen hepsi, Borges’e olan borcunu dile getirdi; Borges’in yazınsal sesi genç kuşakların yazılarında da öylesine güçlü yankı buldu ki, Arjantinli romancı Manuel Mujica Lainez aşağıdaki dörtlüğü yazdı:
A un joven escritor
Inutil es que te forjes
Idea de progresar
Porque aunque escribas la mar
Antes lo habra escrito Borges
Boşver, ilerleyeceğim diye
Heveslere kaptırma kendini
Denizler kadar yazsan bile
Borges yazmıştır çoktan hepsini
Sayfa 42
Bütün dünyayı bir kitaba sokmaya çalışan yazarlar vardır. Daha az raslanır bazı yazarlar içinse dünyanın kendisi bir kitaptır, kendileri ve başkaları için okumaya çalıştıkları bir kitap. Borges bu yazarlardandı. Her şeye rağmen mutlu olmanın ahlaki görevimiz olduğuna inanırdı, mutluluğun da, nedenini açıklayamasa bile, kitaplarda bulunabileceğini düşünürdü. “Bir kitabın bize mutluluk olasılığını sunduğuna neden inandığımı tam olarak bilmiyorum,” demişti. “Ama bu alçakgönüllü mucize için gerçekten minnetarım.”
Sayfa 72
1.
“Çizgi sonsuz sayıda noktadan oluşmuştur; düzlem sonsuz sayıda çizgiden; oylum sonsuz sayıda düzlemden; yüksek oylum sonsuz sayıda oylumdan…” [1]
Borges “Kum Kitabı” adlı öyküsüne bu çok “sıradan” matematiksel tanımla başlar. Sonsuzluğa dair bir öykü için sorunsuz bir başlangıç. Ama bu ayrıca onun “her kitabın ve herhangi bir kitabın, bütün diğer kitapları hem mekanik, hem de zihinsel olarak vaat ettiği” fikrinin en yalın aktarım yoludur, üstelik de bir öykü içinde. Evreni kitaplık şeklinde gören ve cenneti kitaplık şeklinde düşleyen bir yazar Borges ne de olsa. Düşlemek ki, ona Tanrı’nın bahşettiği bir lütuf mu, bir ceza mı bunu Borges bile bilmiyor. Şöyle tanımlıyor durumu:
“Tanrı’nın acı alayı, bana kitaplarla birlikte geceyi armağan etmesiydi.”
2.
1950′li yılların başlarından itibaren Epifania Uvedo de Robleda (Fanny -belki de Funny) Borges’lerin evinde yatılı olarak çalışmaya başlar ve bu durum Borges’in Buenos Aires’ten İsviçre’ye yerleşmek üzere ayrılmasına değin devam eder. İlk kitap bu hanımla “Buenos Aires Borges Vakfı” başkanı Alejandro Vaccaro’nun söyleşilerine dayanmakta.
İkinci kitapsa, kendi satırlarıyla, “birkaç yıl boyunca 1964′ten 1968′e değin Borges’e okuyan pek çok insandan biri olma şansına erişen [2] -(ama) o günlerde bu ayrıcalığın kesinlikle farkında olmayan [3]- Alberto Manguel’in.
Borges’e dair eksiksiz biyografiler olmanın çok uzağında olan bu iki kitap da (öyle bir iddiaları da yok zaten) dönemsel tanıklıkları aktarıyor. Manguel’de de, Robledo’da da Borges’in günlük yaşamına ilişkin birçok ayrıntı yer alıyor. Ancak kolayca tahmin edilebileceği üzere Manguel’in kitabında Borges’in düşünsel yanı daha ağır basıyor. Metinleriyle ilgili çeşitli çözümlemelere (Borges’in ağzından) ya da entelektüel tartışmalara (ki bunların konusu genelde kitaplar ve edebiyat oluyor) daha fazla yer veriliyor. Diğer kitaptaysa kişiler ve Borges’in onlarla olan ilişkisi temel eksen.
3.
Kitaplarımın kulaklarını bükmekten çekinmeyen bir okur olmama karşın, bu iki kitaba da kıyamadım.
“Borges’in Evinde” Yapı Kredi Yayınları’nın İzdüşümleri/Düş İzleri serisinden çıkmış. Aynı seride daha önce Tomris Uyar’ın “Güzel Yazı Defteri”, Leyla Erbil’in “Cüce” ve Enis Batur’un “Başka Yollar” adlı kitapları yayımlanmıştı.[*] Baskılarıyla parmak ısırtan -en azından benim için- bir seri bu. Kitabın seriye uygun olmasının bir diğer özelliğiyse içinde yer alan ve Sara Facio tarafından çekilmiş olan fotoğraflar. Kitabı okumanın yanısıra Borges’in evindeki ayrıntılara ister istemez takılıyor kişi.
“Senyor Borges” ise Can Yayınları’nın “Yaşam” serisinden. Bu kitap öncelikle boyutları ile alışılmışın dışında. Kitapta yer alan fotoğraflar yine keyifle izleniyor.
4.
“Borges’in Evinde” ve “Senyor Borges”i okurken kendime şu soruyu sormadan edemedim: “Borges’in kitapları dururken, neden Borges üzerine yazılmış bu kitapları okumaktan kendimi alamıyorum?”
Yıllar önce, bir tatilde en rahat okunabilecek kitapların biyografiler olduğunu keşfetmiştim. Doğruydu bu, ama eksikti. Şimdi biliyorum ki, “sevdiğim yazarların” biyografilerini okumaktan keyif alıyorum asıl ve -Borges bununla sanırım çok eğlenirdi- onların yaşam öykülerini okurken kendimi tatilde hissediyorum.
|
Can Yayınları
|
Yapı Kredi Yayınları
|
|
ISBN 978 - 975 - 07 - 0971 - 5
|
ISBN 975 - 08 - 0468 - 6
|
|
1. Basım Ağustos 2008
|
2. Baskı Kasım 2002
|
|
Çeviren Aylin Demirhan
|
Çeviren Cem Akaş
|
|
Özgün Adı El Senor Borges
|
Özgün Adı With Borges
|

Loading …
[1] Kum Kitabı, Sf 102, 4.Baskı, Eylül 1993, İletişim, Çev: Münir H. Göle
[2] Borges’in Evinde, Sf 8
[3] Borges’in Evinde, Sf 9
[*] Serinin diğer kitaplarına şuradan ulaşılabilir. Ancak bu liste de eksik. Enis Batur’un “Başka Yollar” adlı kitabı listede yok, örneğin.

Çok geçmeden iki yakamızı bir araya getirebilmek için öyle çok çalışmaya başladık ki, başka hiçbir şeye vakit kalmadı. Eskiden, her gün birkaç saati kendime ayırır; günün ilk bölümünü para kazanmak için çalışmakla geçirirken geri kalan zamanda şiir yazar, yazı projelerimi geliştirirdim. Oysa şimdiparaya gereksinim arttığı için kendi işime ayıracak zaman da kısıtlanıyordu. Önce bir gün kendi çalışmalarımla hiç ilgilenemedim; derken iki gün, derken bir hafta ve bir süre sonra da yazarlık ritmimi yitirdim. Kendime ayıracak zaman bulabildiğimde de, gerginlikten doğru dürüst yazamıyordum. Aylar geçti ve kalemimin değdiği her kağıt çöpü boyladı.
Sayfa 107
Kadın, romanı Avon Yayınları’nın editörüne gönderdi ve üç gün sonra kitap kabul edildi. Göz açıp kapayana kadar iş bitiverdi. iki bin dolar avans vereceklerini söylediler, kabul ettim. Hiç duraksamadım, karşı öneride bulunmadım, kurnazca pazarlığa girişmedim. Hakkımı aldığımı düşünüyordum, o yüzden ayrıntılar üzerinde durmadım. Avansın yarısını (sözleşme uyarınca) ilk yayımcıma verdikten sonra, bana bin dolar kaldı. Organizatöre de yüzde on ajans komisyonu verince, dokuz yüz dolar temiz para geçti elime.
Para uğruna kitap yazmanın karşılığı bu kadar ediyordu. Kendimi satmamın karşılığı bu kadardı işte.
Sayfa 126
Paul Auster son dönem Amerikan yazınının en önemli temsilcilerinden biri. Türkiye’de de çok okunan ve sevilen yazarlardan.
“Cebi Delik” bir otobiyografi. Ancak bu otobiyografi bir yazarın değil;
yazar olmak için uğraşan, ama aynı zamanda yaşamını sürdürmek için yazarlıktan başka işler de yapması gereken bir kişinin. Genç Auster’in!
“Yaşamak için mi yazıyorum, yazmak için mi yaşıyorum” sorusunun yanıtını ararken, yalnızca yazarlık yaparak yaşamını sürdürmek için gereken paranın, dünyanın hiçbir yerinde olmadığı gibi, fırsatlar ülkesi Amerika’da da kolay kazanılmadığını görüyoruz.
Aklıma ister istemez, Türkiye’de sadece yazarlık yaparak hayatını sürdürebilen kaç tane edebiyatçı olduğu sorusu geliyor. Çok fazla olmadığını düşünüyorum. Ya siz nasıl düşünüyorsunuz?
Can yayınları
ISBN 975-510-921-8
2. Basım Ağustos 1999
Türkçesi Seçkin Selvi
Özgün Adı Hand to Mouth - A Chronicle of Early Failure

Loading …
Reforma büyük istek duyan topluluk değil, reformcunun kendisidir. Reformcu, topluluktan muhalefet, nefret ve öldüresiye zulümden başka bir şey beklememelidir. Hem reformcunun yaşam kadar değerli bildiği şeye, topluluk neden bir gericilik gözüyle bakmasın?
Sayfa 221
6 Nisan akşamı, bir alay gönüllü harekete geçip bu yasak kitapları halka satmağa başladı. Şrimati Sarojini Devi’yle birlikte otomobille çıktık.Bir çırpıda bütün kitaplar satıldı. Elde edilen para, yasalara boyun eğmezliğin sürmesi için harcanacaktı. Kitapların fiyatı dört anna olarak saptandı. Ama kitapları benden bu fiyata aldıklarını pek anımsamıyorum. Birçok kimse, onları alırken ceplerinde ne var ne yok hepsini boşaltıyorlardı. Bir tek kitap için, beş-on rupilik paralar çıkıyordu. Bir seferinde, bir tek kitabı 50 rupiye sattığımı anımsıyorum. Yasak kitapları satın almakla tutuklanıp hapsedilebileceklerini halka yoluyla yordamıyla anlatıyorduk. Ama o anda, hiç kimsede hapis korkusu diye bir şey kalmamıştı.
Sonradan öğrendiğime göre, Hükümet kolayını bulmuştu: ona göre, kitaplar sahiden satılmış sayılmıyordu. Sattıklarımız da yasanın yasak edebiyat maddesine girmiyordu. Hükümetin kanısına göre, kitabın yeniden bastırılması yeni bir baskı demekti, bu kitapları satmak ya da yasaya aykırı bir davranış sayılmazdı. Bu haber, herkesi düş kırıklığına uğrattı.
Sayfa 458-459
Hep aynı yoldaki deneyimlerim, Tanrı’dan başka hiçbir Gerçek bulunmadığına beni inandırdı. Eğer bu bölümlerin her sayfası okuyucuya “Gerçek’i algılamanın biricik yolu Ahimsa’dır” diye bağırmıyorsa bu bölümleri yazmak için harcadığım çabaları boşa gitmiş sayarım. (…) bütün deneyimlerimin bir sonucu olarak kesinlikle söyleyebileceğim bir şey varsa, o da Gerçeğin tam olarak, ancak bütün kapsamıyla Ahimsa’ya ulaştıktan sonra görülebileceğidir.
Sayfa 495
Bu otobiyografi, Gandhi’nin gerçeğe ulaşma yolunda harcadığı yaşamının 1925′e kadar olan kısmını anlatıyor. Daha sonrası ile ilgili olarak da, kendisinin de kitabının sonunda belirttiği üzere "yaşamının bu aşamadan sonrası öylesine açktır ki, hemen hemen halkın bilmediği hiçbir yanı kalmamıştır".
Kitabı okudukça görüyoruz ki, Gandhi’nin Güney Afrika’daki çalışmaları Hindistan’da yaptıklarının/yapacaklarının tohumlarıdır. Burada halkının haklarını savunurken bir
yandan da bu halkı tanımak için ciddi bir uğraş veriyor. Bu uğraşını Hindistan’a döndüğünde de sürdürüyor. Öyle ki, bütün Hindistan’ı 3. mevkide geziyor.
Gandhi’nin özelliklerinin belki de en önemlileri alçakgönüllük, dürüstlük ve etyemezlik! Bu üçü konusunda asla taviz vermiyor. Dininin gerekirliklerinin başında da bu üç özellik geliyor.Ancak yaşamının tamamında, kendisinin de belirttiği üzere, Gerçek’e (Tanrı’ya) satyagraha‘ya ulaşmak için çabalıyor. Bunun temelinde de şiddet kullanmama yatıyor.
Gandhi’yi ve felsefesinin temellerini anlamak için mutlaka okunması gereken bir kitap!
Cem Yayınevi
2. Basım 1984
İngilizceden Çeviren Vedat Günyol
Özgün Adı An Autobyographie (Story of My Experiments with Truth)

Loading …

İşletim sistemi makinenin içinde olup bitecek diğer her şeyin temelidir. Ve bir iletişim sistemi oluşturmak en üst düzey uğraşlardan birisidir. Bir işletim sistemi yaratırken bilgisayarı yaşama geçirecek tüm programların içinde olduğu yeni bir dünya yaratıyorsunuzdur; temel olarak neyin kabul edilebilir ve edilemez, neyin yapılabilir ve yapılamaz olduğunu belirleyecek kuralları oluşturuyorsunuzdur. Her program bunu yapar; ama işletim sistemi en temel olandır. Yarattığınız ülkenin anayasasını oluşturmak gibidir bu ve bilgisayarda çalışacak diğer tüm programlar sadece yasalardır.
Sayfa 100
Açık kaynağın gerisindeki kuram basittir. İşletim sistemi örneğinde kaynak kod -yani sistemin altında yatan programlama talimatları- bedelsizdir. Herkes onu geliştirebilir, değiştirebilir ve kendi yararına kullanabilir. Ama bu geliştirmeler, değişiklikler ve yarara yönelik kullanım da özgürce elde edilebilir hale koyulmalıdır. Zen’i düşünün. Proje kimseye ait değildir ve herkesindir. Bir proje açıldığı zaman anında gerçekleşen ve kesintisiz devam eden bir gelişme olur. Birbirine paralel çalışma yapan katkı ekipleriyle, kapalı kapılar ardında yönetilen çalışmalarda olduğundan çok daha hızlı ve başarılı sonuçlar alınır.
Bizim Linux’da yaşadığımız deneyim buydu. Düşünün: Yanınızda giz perdesi altında çalışan minicik bir münzevi ekip yerine bir canavar var. Milyonlarca parlak beyin potansiyel olarak bir projeye katılımda bulunuyor ve bir (aslında gözlemeyen) ‘gözle-gözden geçir’ süreci tarafından destekleniyor.
Sayfa 266
Bildiğim kadarıyla, otobiyografisini yazmış çok fazla bilgisayar programcısı yok. Yazarın yaptığı, ilk alıntıda yer alan ve işletim sistemi adı verilen programı yazmaya başlamak (alıntıda "işletim sistemi" ile işletim sistemi çekirdeği kast edilmektedir). Linus’un yaptığı şey için Windows benzeri bir işletim sisteminin ortaya çıkabilmesi için gereken en önemli parçayı, onun çekirdeğini teşkil eden kritik bileşeni yazmak desek sanırım daha iyi anlaşılacak.
Linux’un (Linus’un yazmaya başladığı işletim sistemi çekirdeği) şu an itibarıyla, bu satırların yazıldığı bilgisayar da dahil olmak üzere, 12 milyon makinede kullanıldığı tahmin ediliyor ve bu rakam gün geçtikçe artıyor. Dikkatli okuyucu fark etmiştir; Linus Torvalds’ın yazdığı değil, yazmaya başladığı ifadesini iki defa kullanmamızın sebebi, aslında Linux’un bu kadar popüler olmasının altında yatan ve ikinci alıntıda bahsedilen konu ile ilgilidir. Şöyleki, Linux açık kaynak kodlu bir program olup, herkesin geliştirmesine, yapılanı incelemesine ve istediği gibi değiştirmesine açık bir programdır. Bu nedenledir ki, dünya üzerindeki yüz binlerce geliştirici bu programın gelişimine katkıda bulunmaktadır.
Bu yüz binlerce kişiye Türkiye’den de dahil olan kişiler bulunmaktadır ve bu kişiler şimdilerde
Türkiye’nin işletim sistemini yazmaktadırlar. Pardus çeşitli kamu kuruluşlarında Microsoft’un Windows programının yerine kullanılmaya başlanmıştır.
İşte bu kitap, Microsoft gibi bir firmaya kafa tutabilecek hale gelen Linux işletim sisteminin nasıl doğduğu ve hangi temellere dayandığı üzerinedir. Her ne kadar yayınevi çeviriye özenmemiş olsa da (bu çevirmenin adının kitabın herhangi bir yerinde yazılmamış olmasından anlaşılabileceği gibi, işletim sistemi ile işletim sistemi çekirdeğinin karıştırılmasından da anlaşılabilir) konuya ilgi duyanlar için doyurucu bir kaynak olduğu açıktır.
Bilgi Yayınevi
ISBN 975 - 22 - 0136 - 9
1. Basım Temmuz 2005
Çeviren
Özgün Adı Just For Fun

Loading …
Linux’la ilgili teknik bilgilendirme için A. Murat Eren‘e teşekkürler.