
Çok geçmeden iki yakamızı bir araya getirebilmek için öyle çok çalışmaya başladık ki, başka hiçbir şeye vakit kalmadı. Eskiden, her gün birkaç saati kendime ayırır; günün ilk bölümünü para kazanmak için çalışmakla geçirirken geri kalan zamanda şiir yazar, yazı projelerimi geliştirirdim. Oysa şimdiparaya gereksinim arttığı için kendi işime ayıracak zaman da kısıtlanıyordu. Önce bir gün kendi çalışmalarımla hiç ilgilenemedim; derken iki gün, derken bir hafta ve bir süre sonra da yazarlık ritmimi yitirdim. Kendime ayıracak zaman bulabildiğimde de, gerginlikten doğru dürüst yazamıyordum. Aylar geçti ve kalemimin değdiği her kağıt çöpü boyladı.
Sayfa 107
Kadın, romanı Avon Yayınları’nın editörüne gönderdi ve üç gün sonra kitap kabul edildi. Göz açıp kapayana kadar iş bitiverdi. iki bin dolar avans vereceklerini söylediler, kabul ettim. Hiç duraksamadım, karşı öneride bulunmadım, kurnazca pazarlığa girişmedim. Hakkımı aldığımı düşünüyordum, o yüzden ayrıntılar üzerinde durmadım. Avansın yarısını (sözleşme uyarınca) ilk yayımcıma verdikten sonra, bana bin dolar kaldı. Organizatöre de yüzde on ajans komisyonu verince, dokuz yüz dolar temiz para geçti elime.
Para uğruna kitap yazmanın karşılığı bu kadar ediyordu. Kendimi satmamın karşılığı bu kadardı işte.
Sayfa 126
Paul Auster son dönem Amerikan yazınının en önemli temsilcilerinden biri. Türkiye’de de çok okunan ve sevilen yazarlardan.
“Cebi Delik” bir otobiyografi. Ancak bu otobiyografi bir yazarın değil;
yazar olmak için uğraşan, ama aynı zamanda yaşamını sürdürmek için yazarlıktan başka işler de yapması gereken bir kişinin. Genç Auster’in!
“Yaşamak için mi yazıyorum, yazmak için mi yaşıyorum” sorusunun yanıtını ararken, yalnızca yazarlık yaparak yaşamını sürdürmek için gereken paranın, dünyanın hiçbir yerinde olmadığı gibi, fırsatlar ülkesi Amerika’da da kolay kazanılmadığını görüyoruz.
Aklıma ister istemez, Türkiye’de sadece yazarlık yaparak hayatını sürdürebilen kaç tane edebiyatçı olduğu sorusu geliyor. Çok fazla olmadığını düşünüyorum. Ya siz nasıl düşünüyorsunuz?
Can yayınları
ISBN 975-510-921-8
2. Basım Ağustos 1999
Türkçesi Seçkin Selvi
Özgün Adı Hand to Mouth - A Chronicle of Early Failure

Loading …
Reforma büyük istek duyan topluluk değil, reformcunun kendisidir. Reformcu, topluluktan muhalefet, nefret ve öldüresiye zulümden başka bir şey beklememelidir. Hem reformcunun yaşam kadar değerli bildiği şeye, topluluk neden bir gericilik gözüyle bakmasın?
Sayfa 221
6 Nisan akşamı, bir alay gönüllü harekete geçip bu yasak kitapları halka satmağa başladı. Şrimati Sarojini Devi’yle birlikte otomobille çıktık.Bir çırpıda bütün kitaplar satıldı. Elde edilen para, yasalara boyun eğmezliğin sürmesi için harcanacaktı. Kitapların fiyatı dört anna olarak saptandı. Ama kitapları benden bu fiyata aldıklarını pek anımsamıyorum. Birçok kimse, onları alırken ceplerinde ne var ne yok hepsini boşaltıyorlardı. Bir tek kitap için, beş-on rupilik paralar çıkıyordu. Bir seferinde, bir tek kitabı 50 rupiye sattığımı anımsıyorum. Yasak kitapları satın almakla tutuklanıp hapsedilebileceklerini halka yoluyla yordamıyla anlatıyorduk. Ama o anda, hiç kimsede hapis korkusu diye bir şey kalmamıştı.
Sonradan öğrendiğime göre, Hükümet kolayını bulmuştu: ona göre, kitaplar sahiden satılmış sayılmıyordu. Sattıklarımız da yasanın yasak edebiyat maddesine girmiyordu. Hükümetin kanısına göre, kitabın yeniden bastırılması yeni bir baskı demekti, bu kitapları satmak ya da yasaya aykırı bir davranış sayılmazdı. Bu haber, herkesi düş kırıklığına uğrattı.
Sayfa 458-459
Hep aynı yoldaki deneyimlerim, Tanrı’dan başka hiçbir Gerçek bulunmadığına beni inandırdı. Eğer bu bölümlerin her sayfası okuyucuya “Gerçek’i algılamanın biricik yolu Ahimsa’dır” diye bağırmıyorsa bu bölümleri yazmak için harcadığım çabaları boşa gitmiş sayarım. (…) bütün deneyimlerimin bir sonucu olarak kesinlikle söyleyebileceğim bir şey varsa, o da Gerçeğin tam olarak, ancak bütün kapsamıyla Ahimsa’ya ulaştıktan sonra görülebileceğidir.
Sayfa 495
Bu otobiyografi, Gandhi’nin gerçeğe ulaşma yolunda harcadığı yaşamının 1925′e kadar olan kısmını anlatıyor. Daha sonrası ile ilgili olarak da, kendisinin de kitabının sonunda belirttiği üzere "yaşamının bu aşamadan sonrası öylesine açktır ki, hemen hemen halkın bilmediği hiçbir yanı kalmamıştır".
Kitabı okudukça görüyoruz ki, Gandhi’nin Güney Afrika’daki çalışmaları Hindistan’da yaptıklarının/yapacaklarının tohumlarıdır. Burada halkının haklarını savunurken bir
yandan da bu halkı tanımak için ciddi bir uğraş veriyor. Bu uğraşını Hindistan’a döndüğünde de sürdürüyor. Öyle ki, bütün Hindistan’ı 3. mevkide geziyor.
Gandhi’nin özelliklerinin belki de en önemlileri alçakgönüllük, dürüstlük ve etyemezlik! Bu üçü konusunda asla taviz vermiyor. Dininin gerekirliklerinin başında da bu üç özellik geliyor.Ancak yaşamının tamamında, kendisinin de belirttiği üzere, Gerçek’e (Tanrı’ya) satyagraha‘ya ulaşmak için çabalıyor. Bunun temelinde de şiddet kullanmama yatıyor.
Gandhi’yi ve felsefesinin temellerini anlamak için mutlaka okunması gereken bir kitap!
Cem Yayınevi
2. Basım 1984
İngilizceden Çeviren Vedat Günyol
Özgün Adı An Autobyographie (Story of My Experiments with Truth)

Loading …

İşletim sistemi makinenin içinde olup bitecek diğer her şeyin temelidir. Ve bir iletişim sistemi oluşturmak en üst düzey uğraşlardan birisidir. Bir işletim sistemi yaratırken bilgisayarı yaşama geçirecek tüm programların içinde olduğu yeni bir dünya yaratıyorsunuzdur; temel olarak neyin kabul edilebilir ve edilemez, neyin yapılabilir ve yapılamaz olduğunu belirleyecek kuralları oluşturuyorsunuzdur. Her program bunu yapar; ama işletim sistemi en temel olandır. Yarattığınız ülkenin anayasasını oluşturmak gibidir bu ve bilgisayarda çalışacak diğer tüm programlar sadece yasalardır.
Sayfa 100
Açık kaynağın gerisindeki kuram basittir. İşletim sistemi örneğinde kaynak kod -yani sistemin altında yatan programlama talimatları- bedelsizdir. Herkes onu geliştirebilir, değiştirebilir ve kendi yararına kullanabilir. Ama bu geliştirmeler, değişiklikler ve yarara yönelik kullanım da özgürce elde edilebilir hale koyulmalıdır. Zen’i düşünün. Proje kimseye ait değildir ve herkesindir. Bir proje açıldığı zaman anında gerçekleşen ve kesintisiz devam eden bir gelişme olur. Birbirine paralel çalışma yapan katkı ekipleriyle, kapalı kapılar ardında yönetilen çalışmalarda olduğundan çok daha hızlı ve başarılı sonuçlar alınır.
Bizim Linux’da yaşadığımız deneyim buydu. Düşünün: Yanınızda giz perdesi altında çalışan minicik bir münzevi ekip yerine bir canavar var. Milyonlarca parlak beyin potansiyel olarak bir projeye katılımda bulunuyor ve bir (aslında gözlemeyen) ‘gözle-gözden geçir’ süreci tarafından destekleniyor.
Sayfa 266
Bildiğim kadarıyla, otobiyografisini yazmış çok fazla bilgisayar programcısı yok. Yazarın yaptığı, ilk alıntıda yer alan ve işletim sistemi adı verilen programı yazmaya başlamak (alıntıda "işletim sistemi" ile işletim sistemi çekirdeği kast edilmektedir). Linus’un yaptığı şey için Windows benzeri bir işletim sisteminin ortaya çıkabilmesi için gereken en önemli parçayı, onun çekirdeğini teşkil eden kritik bileşeni yazmak desek sanırım daha iyi anlaşılacak.
Linux’un (Linus’un yazmaya başladığı işletim sistemi çekirdeği) şu an itibarıyla, bu satırların yazıldığı bilgisayar da dahil olmak üzere, 12 milyon makinede kullanıldığı tahmin ediliyor ve bu rakam gün geçtikçe artıyor. Dikkatli okuyucu fark etmiştir; Linus Torvalds’ın yazdığı değil, yazmaya başladığı ifadesini iki defa kullanmamızın sebebi, aslında Linux’un bu kadar popüler olmasının altında yatan ve ikinci alıntıda bahsedilen konu ile ilgilidir. Şöyleki, Linux açık kaynak kodlu bir program olup, herkesin geliştirmesine, yapılanı incelemesine ve istediği gibi değiştirmesine açık bir programdır. Bu nedenledir ki, dünya üzerindeki yüz binlerce geliştirici bu programın gelişimine katkıda bulunmaktadır.
Bu yüz binlerce kişiye Türkiye’den de dahil olan kişiler bulunmaktadır ve bu kişiler şimdilerde
Türkiye’nin işletim sistemini yazmaktadırlar. Pardus çeşitli kamu kuruluşlarında Microsoft’un Windows programının yerine kullanılmaya başlanmıştır.
İşte bu kitap, Microsoft gibi bir firmaya kafa tutabilecek hale gelen Linux işletim sisteminin nasıl doğduğu ve hangi temellere dayandığı üzerinedir. Her ne kadar yayınevi çeviriye özenmemiş olsa da (bu çevirmenin adının kitabın herhangi bir yerinde yazılmamış olmasından anlaşılabileceği gibi, işletim sistemi ile işletim sistemi çekirdeğinin karıştırılmasından da anlaşılabilir) konuya ilgi duyanlar için doyurucu bir kaynak olduğu açıktır.
Bilgi Yayınevi
ISBN 975 - 22 - 0136 - 9
1. Basım Temmuz 2005
Çeviren
Özgün Adı Just For Fun

Loading …
Linux’la ilgili teknik bilgilendirme için A. Murat Eren‘e teşekkürler.