Günlerin Tortusu

Anlatı kategorisi arşivi

Cemil Kavukçu - Angelacoma’nın Duvarları

Anlatı, Kavukçu, Cemil kategorilerine ait bu tortu, Atilla Aktuna tarafından gönderildi.

Angelacoma'nın Duvarları

 

Bazı geceler ıssız park yolunda ya da lisenin olduğu cadde boyu sallana sallana yürürken cep kanyakları olurdu cebimizde. Bir de çikolata tabii. Daha ıssızlara çekilmek, bağırabildiğimizce bağırmak isterdik. Rahatlayabileceğim tek yol buydu; bağırmak! Yudumladığım kanyak yemek borumu yakarak mideme inerken ne güzel resimler düşlerdim, ne muhteşem tablolar kurardım. İstanbul’da, büyük bir galeride açacağım sergi gelirdi gözümün önüne. Beni en çok heyecanlandıran da birbirinden güzel, hiçbir zaman yanlarına yaklaşamayacağım, kısacık etekli, şımarık şımarık gülen kentli kızların resimlerimin karşısında dikilip hayran hayran bakmaları olurdu. Ortaya çıkıp, “bu tabloların ressamı benim,” demeyecektim, diyemeyecektim, bunu biliyordum. Belki de en güzeli Lautrec gibi, serginin açılış gecesi salonun bir yerinde sızıp kalmaktı. Ama ben fark edilmek, anlaşılmak istiyordum. Onları gözlemek, bakışlarındaki ışıltıyı, görmek istiyordum. Bir şeylerin öcünü almak istiyordum. Ama o şeyler neydi, bilmiyordum.”

Sayfa 120-121

Üçümüz de Angelacoma’nın duvarlarını aşamayacaktık, biliyorduk. Cemil sanayide babasıyla birlikte sandalye, masa yapacaktı. Ben manifaturacı olacak, pazarları, panayırları dolaşacaktım. Bir yandan da Cemil ve ben resim yaparak bu kasabaya yenilmediğimizi gösterecektik. Salibey için gelecek daha belirsizdi. Biz bir şey olamayacak, yok olacaktık burada.

Sayfa 122

Mahallemizde adı haylaza çıkmış bir çocuk vardı. Babasından her gün sopa yese de yapacağını yapardı. Her türlü oyunu oynar, küçük yaşına aldırmadan yetişkinler gibi sigara içerdi. Bir gün onu sarhoş görmüştüm, iki arkadaşı koluna girmiş taşıyorlardı. Henüz erkekleşmemiş sesiyle nara, daha doğrusu çığlık atıyordu. Arkadaşları hem gülüyor, hem de çevrede nasıl bir etki yarattıklarını kontrol ediyorlardı. İçki içmiş olabilirdi, ama sarhoş değildi. İçkiyi büyümenin bir ölçütü gibi değerlendiren abilerini taklit ediyordu. Yıllar sonra İnegöl’de karşılaşmıştık. O seslenmese, kendini tanıtmasa asla tanıyamazdım. Kırlaşmış sakalı, kederli bakışlarıyla bambaşka biri olmuştu. Çevresindekiler ona “Hacı Abi” diyorlardı. Uzun yıllar otobüs şoförlüğü yapmış, hacca gitmiş. Bir oğlu, iki kızı varmış, hepsini evlendirmiş. Oğlu da onun gibi otobüs şoförüymüş. Artık çalışmıyormuş. Anlaşılan her şeye tövbe etmiş, geçmişine bir sünger çekmiş.

Kasabada kalmak buydu işte.

Sayfa 102


Öyküleri 1980 sonrasında çeşitli dergilerde, ilk kitabı 1983 yılında yayımlanan; 1987 yılında “Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülü”nü kazanan Cemil Kavukçu;

      evet: Yukarıdaki bilgilere dayanarak 80 sonrası öykücülerindendir,
      hayır: Yukarıdaki tarihsel bilgilere karşın 80 sonrası öykücülerinden değildir, Türk edebiyatında bir dönem öykücülüğünün son temsilcisidir. Hatta biraz daha ileri gidersek, bir dönemin kapandığının habercisidir.

Cemil Kavukçu’nun öykülerini düşündüğümde bunlar geliyor ister istemez aklıma.

“Angelacoma’nın Duvarları” otobiyografik bir anlatı, kitabın kapağında da belirtildiği üzere. Sürprizli bir anlatı. Öykülerini daha önceden okumuşlar için dahi. Necip Tosun’un çok doğru bir biçimde tahlil ettiği üzere: “Çağdaş insanın yaşadığı yalnızlık, korku, iletişimsizlik” gibi ana temaları “kasabada geçen çocukluk ve ergenlik” üzerinden yansıtır Kavukçu. ”Kasabanın hem insanı saran, yaşatan sıcak/dost atmosferi, hem de gelecek vadetmeyen boğucu yanı üzerinde dur[ur]”.

Angelacoma ya da İnegöl o kasabanın adıdır işte, hep. Çünkü Kavukçu İnegöl’de doğmuş/büyümüş/olmuştur.

60’lı ve 70’li yılların İnegöl’ü durağan, sıradan, içinden çıkılmak istenen ama çıkılması hiç de kolay olmayan bir Anadolu kasabasıdır. Bir metafor olarak duvar, aşılması gereken yaşamları, zihniyetleri, tekdüzeliği temsil eder. Kasabanın sıradan sakinleri bu tekdüzeliği kurulan panayırlarla, her hafta yenilenen filmlerle ve sinemalarla, kahveler ve kulüplerle aşmaya çalışırlar. Kasabanın sıradan olmayan, duvarlara toslayan sakinleriyse, bunlara bağırmayı, içki içmeyi ve resim yapmayı eklerler. Alınmak istenen öç, aslında fark edilmek çabasından başka bir şey değildir.

Kavukçu’nun içtenlikle anlattığı yaşamının küçük ayrıntıları anlatıyı zenginleştirir: Cemil KavukçuSobalı evler, çizgi romanlar, sokakta oynanan oyunlar, marangozlara kestirilen kılıçlar… Her biri bir kasabanın olduğu kadar, bir dönemin de ayrıntılarıdır. İşte bu nedenle anlatının başında yer alan ithaf ilk başta garip görünse de, sonra açıklığa kavuşur:

      kendime…
çünkü bu benim hikayem


Kavukçu, İnegöl’deki 70’lerin Cemil Kavukçu’suna adamıştır anlatıyı. Aslında;

      evet: Kendisidir bu kişi,
      hayır: Kendisi değildir, şimdiki kendisi değildir.

Can Yayınları
ISBN 978 - 975 - 07 - 1012 - 4
1. Basım Kasım 2008

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (1 oy verildi, ortalama: 5 / 5)
Loading ... Loading …

Tarjei Vesaas - Buz Sarayı

Anlatı, Başucu, Vesaas, Tarjei kategorilerine ait bu tortu, Atilla Aktuna tarafından gönderildi.

Buz Sarayı

 

Ordan buz duvarlar gökyüzüne değermiş gibi görünüyordu; o bunu düşünürken duvarlar büyüyordu. Esrikleşmişti. Bulunduğu yer küçük kuleler ve kapılarla doluydu, sayısını söylemek olanaksız. Sarayı her yönde büyütmüştü su ve asıl çağlayan, kendisi için açık bir yer bırakarak, tam onun orta yerine düşüyordu.

Suyun bıraktığı yerler de vardı ki, buraları bitmişti artık, parıl parıl ve kuruydular. Öteki yerler köpükle, su damlaları ile ve mavi-yeşil buza dönmüş bir parlaklıktaki nem kabarcıkları ile örtülüydü.

Büyülü bir saraydı bu. Onun içine girecek bir yol bulmalıydı Unn. Bir sürü görülmemiş geçit ve girişle bağlı olmalıydı… ve Unn girmeliydi oraya.

Sayfa 51

Bunun su olduğunu biliyordu elbet, ama tam da bir gözyaşı odasıydı. Ve onu gitgide daha çok kederlendiriyordu: Böyle bir odada birini çağırmak, ya da çağrılmak boşunaydı. Suyun kükreyişine bile aldırmaz duruma gelmişti.

Damlalar paltosunun üzerinde buz taneleri haline geliyordu. Derin bir sıkıntı içinde, oradan çıkıp gitmeye davrandı. Duvar boyunca sendeleyerek yürüdü ve der demez buldu çıkış yolunu… ya da giriş yolunu, ne bilsin!

Geçtiği öteki geçitlerden daha da dardı bu çıkış yolu ama, sanki pırıl pırıl aydınlatılmış bir hole açılıyor gibiydi. Unn bunu görebiliyordu şimdi, oraya bir an önce gitmek tutkusu ile içi yandı, sanki ölüm kalım işiydi bu Unn için.

Çok dar, geçemedi arasından. Ama geçmek zorundaydı. Palto kalın, diye düşündü, ve paltosu ile çantasını yere bıraktı, dönüşte almak üzere. Bunun üstünde de öyle çok durmadı, ne olursa olsun, yalnızca içeri girmeği düşünüyordu.

Şöyle bir sıkıca dayanınca, ince ve kıvrak olduğu için, başardı işi.

Yeni girdiği oda bir harikaydı, öyle geldi ona. Duvarlardan ve tavandan sızılan yeşilimsi parlak ışık onun gözyaşları ile ıslanmış ruhunu canlandırdı.

Elbette! Birdenbire anladı, şimdi onu açık seçik olarak görebiliyordu: kendisiydi orada ağlayan demin. Niçin bilmiyordu, ama kendisi olmuştu, kendi gözyaşlarına dalan.

Sayfa 56-57

Buz Sarayı’nı ilk okuduğumda duyduğum heyecan, hayranlık ve gıpta duygularını; sonrasında bu kitabı en az on kere daha okuduğumu söyleyerek açıklayabilirim sanırım. Ve hayır, bu bir zaman kaybı değil(di), kesinlikle. Vittorini’nin Sicilya Konuşmaları nasıl Sicilya’yı anlatan ve yerel öğelerle evrenseli yakalamış bir yapıtsa, aynı şekilde Buz Sarayı da İskandinavya’dan çıkıp evrenseli yakalıyor.

Tarjei Vesaas
Kitabın ana karakterleri iki genç kız. Siss ve Unn. Bununla birlikte, bize çok uzak bir iklim ve özellikle de coğrafya bu anlatının diğer ana karakterleri. Özellikle “Buz Sarayı”nın betimlendiği bölümlerde, neredeyse bu sarayın içinde geziniyor, duvarlara dokunabilecekmiş gibi bir hisse kapılıyor insan.

Bu gerçekçi anlatımın yanısıra, yapıtın tamamına yayılmış olan şiirsellik hem yazarın, hem çevirmenin şair olması ile açıklanabilir ancak. Bu sayede de 1964 yılında Tarjei Vesaas’a İskandinav Edebiyat Ödülü’nü getiren ve Norveç Edebiyatının klasikleri arasına giren eserin, Türkçe çevirisi de 1973’te Melih Cevdet Anday’a TDK Çeviri Ödülü’nü getiriyor.

Türkçe’de çok da bilinmeyen bir yöre edebiyatının en iyi temsilcilerinden biri Vesaas. Buz Sarayı’nı okumuş, okuyor ya da tekrar okuyacak olmak mutluluk veriyor.


 
Cem Yayınevi
1. Basım 1972
Türkçesi Melih Cevdet Anday
Özgün Adı Is-slottet

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (5 oy verildi, ortalama: 4.8 / 5)
Loading ... Loading …

Aslı Erdoğan - Kabuk Adam

Anlatı, Erdoğan, Aslı kategorilerine ait bu tortu, Atilla Aktuna tarafından gönderildi.

Kabuk Adam

 

Yaşadığımız anları dondurup cümlelere dökme çabası, çiçekleri kurutup kitap yaprakları arasında, ölümsüzleştirmeye benzer. Hepimizin çoktan öğrendiği gibi, bir öykü, gerçekten yaşanmış da olsa, gerçekliği yansıtmaktan çok uzaktır, onun birkaç resminden, simgesinden oluşmuştur. Az sonra başlayacağım, Karayipler’de geçen o korkunç öyküyü yaşamış kişi benim. Oysa biliyorum ki, son noktayı koyduğumda, elimde bulacağım, gerçeğin tortusundan ibaret olacak.

Sayfa 7

Kaçışımın gerçek nedeni korkaklığımdı. Arzumun hedefine ulaşmasından, onu sonuna dek yaşamaktan duyduğum korkuydu. Zaten eğer yaşayabilseydim, bugün oturup bu öyküyü yazmazdım. “Yaşama kabızlığı” diye adlandırdığım o illete tutulmamış olanlar, yazar olmayı akıllarından bile geçirmezler bence. Faray’ı hayatta ıskaladığım her şeyin; yarıda kesilmiş, iğdiş edilmiş, kürtaja uğramış duygularımın bir simgesine dönüştürdüm.

Sayfa 115

En iyi okulların diplomalarını, kağıt peçeteler gibi üstüste yığmış ve CERN’de tez yapma olanağı elde etmiş ender Türk kadın fizikçilerinden biri Aslı Erdoğan. Sonra da bunu elinin tersiyle itmiş ve asıl yapmak istediği işi, yazarlığı seçmiş.

Kabuk Adam bir ilk kitap. Otobiyografik öğelerle dolu bir anlatı. Yazarın kendisiyle hesaplaşmasının bir parçası. Her kitap, yazarının kendisiyle hesaplaşmasıdır olasılıkla. Ancak hadAslı Erdoğandimi aşmak gibi anlaşılmayacaksa şunu söylemem sanırım yanlış değil: Kabuk Adam’da Aslı Erdoğan bunu çok büyük bir açıklıkla gerçekleştiriyor. Belki de, fazla dürüstçe davranıyor.

Fransız “Lire” dergisi tarafından 21. yüzyıl edebiyat dünyasını etkileyecek 50 yazardan biri olarak değerlendirilen Aslı Erdoğan’ın, son dönem Türk edebiyatının önemli yazarlarından biri olduğu gerçeği böylece bir kez daha perçinleniyor.



 
Adam Yayınları
ISBN 975 - 418 - 549 - 2
2. Basım 1998

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (6 oy verildi, ortalama: 5 / 5)
Loading ... Loading …


Aslı Erdoğan’ın fotoğrafı Mathieu Bourgois‘dan izin alınarak kullanıldı.

Ryszard Kapuscinski - Şahların Şahı

Anlatı, Kapuscinski, Ryszard, Türler, Yazarlar - Çizerler kategorilerine ait bu tortu, Atilla Aktuna tarafından gönderildi.

Şahların Şahı

 

 

Şimdi en önemli an gelmiştir; ülkenin, Şah’ın ve devrimin kaderini tayin edecek olan an, bir polis memurunun kalabalığın kenarında duran bir adama doğru yürüdüğü ve sesini yükselterek ona evine gitmesini emrettiği an gelmiştir. Bu iki adam sıradan, isimsiz kişilerdir; ancak, karşılaşmalarının tarihsel bir önemi vardır. Her ikisi de yetişkin, bazı olayları görmüş geçirmiş ve kişisel deneyimleri olan kişilerdir. Polisin deneyimi: Bir insana bağırıp sopamı kadırırsam, o önce korkudan uyuşup kalır, sonra koşarak kaçar. Kalabalığın kenarındaki adamın deneyimi: Yaklaşan bir polis gördüğüm anda ödüm kopar ve koşmaya başlarım. Bu deneyimlere dayanarak iyi bir senaryo hazırlayabiliriz: Polis bağırır, adam kaçar, diğerleri toz olur ve meydan boşalır. Fakat bu kez her şey farklı bir biçimde gelişiyor. polis bağırıyor, fakat adam kaçmıyor, orada dikilip polise bakıyor.

Sayfa 89

 

Bu yıl Nobel edebiyat ödülüne de aday gösterilen yazar -aslında "devrim muhabiri"- Ryszard Kapuscinski’nin Şahların Şahı adlı kitabı -kitabın adından da anlaşılacağı üzere- İran devrimini konu alıyor

Kitabın kurgusu hemen dikkat çekiyor: İstenirse anlatı şeklinde de okunabilecek bir metin koymuş önümüze yazar. Bunun yanı sıra devrimi yapan halkı bir kişide somutlaştırarak devrim yapan kişinin/halkın profilini ortaya koyuyor.

Sonuç olarak; bir anlatı, bir sosyolojik ya da psikolojik çözümleme olarak okunabilir kitap.

Metis Yayınları
ISBN: 975-7560-05-6
Birinci Basım: Nisan 1989
Çeviren: Oktay Döşemeci
Yayının Özgün Adı: Szachinszach

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (2 oy verildi, ortalama: 5 / 5)
Loading ... Loading …