Günlerin Tortusu

Müldür, Lâle kategorisi arşivi

Lâle Müldür - Bizansiyya

Müldür, Lâle, Roman kategorilerine ait bu tortu, Atilla Aktuna tarafından gönderildi.

Bizansiyya

 

Mani’m artıyordu. Şöyle düşündüm. Bir kez daha aynı prensip uyarınca, GERÇEKLİKTEN DAHA HAYAT VERİCİ NE VARDI? Hem romanın bütünlüğü de bozulmamış olacaktı, çünkü romanın yarısı Greta’nın romanıydı, beş yılda yazmış olduğum. Diğer yarısı ise benim, yani yazarın romanı olacaktı. Yazarın anlatısı ile başkarakterin anlatısı iç içe geçecekti. İşte bu bütünlüktü. Üstelik yazarın gündelik hayatı da bu sarmala katılacaktı yazdığı yemek tarifleri ve şarkı sözleriyle.

Sayfa 19

Bir de ne göreyim güncelerimi okurken, 25 Nisan 1978′de aynen şunları yazmışım:
“Piscator’un yaptığını şiire uygulayabilir miyiz?
(Mahalli, tarihsel, vaka kabilinden materyalin senkronluk ve sinemasal kesme prensiplerine uygulanması)
Gazete veya poster stilinde daha az egoist şiir?”

25 yaşındayken günceme yazdığım bu konsepti romana uygulamıştım zaten (farkında olmadan). Şimdi bu cümleleri okuyunca bu konseptin daha da üzerine gitmeye kara verdim. İçinde yaşadığımız Bizansiyya denilen karmaşanın yapısına daha uygun ne olabilirdi?

Tek tehlike bütünselliğin kaybolmasıydı. Ama eski notlarımı gözden geçirince dehşetle şunu fark ettim: Yıllardan beri peşinde olduğum şey, yani derdim, hep aynı şey olduğu için, notlar romana eldiven gibi geçti, bir tür benim poetikam olarak. Yani kendi çapımda Mallarmé’nin başlattığı, Foucault ve Roland Barthes’ın sürdürdüğü ‘œuvre’, ‘yapıt’, kavramı yani bütüncül bir çalışma, tek tek kitaplar değil. Hep aynı şiiri arama. Kısacası romanımın hiçbir iddiası yok, çılgın bir roman olma dışında!

Sayfa 19

Dünyada katedilen mistik bir yol gibi sonunda insanın elinde hiçbir şeyin kalmaması. “İnsan gizi çözdüğü zaman her şey değişecekmiş gibi sanırama yaşam olağanca sıradanlığıyla sürer.” Zenginleştirici bir yokluk. Devinim ve devinimsizlik bir arada. Her şeyin hem çok olağan hem çok olağandışı olması ürpertici bir duygu. Bizansiyya gibi.

Sayfa 128

Kişinin tarihidir şehir. Nasıl ki geçmişinden vazgeçemez insan; büyüdüğü, geliştiği kent de kişiden vazgeç(e)mez. Yani kimse, kendi kentinde “Çağrılmayan Yakup” değildir bir bakıma.

Lâle Müldür’ün kenti İstanbul’dur. Ama İstanbul’un bugünkü hali değildir sadece. Bizans ve Konstantiniyye de Müldür’ün derdidir. Ne kadar değişse de, bozulsa da kentin mirası Müldür’ün yaşama tutunma noktasıdır, çünkü Bizansiyya yazarın köklerini barındırmaktadır.

Lâle Müldür

Eklektik bir yapısı olduğunu söyleyebileceğimiz bu roman; içinde dinden yemek tariflerine, Belçika’dan İstanbul’a, şiirden politikaya birçok şeyi barındırır. Birbirinden bağımsız gibi gözüken tüm bu konular aslında Lâle Müldür yapbozunun parçalarıdır.

15 yılda bitirilen bu roman bir hesaplaşmadır sonuç olarak. Yazarın kendisiyle, ülkesiyle, ülkesindeki politikayla ve aydınlarıyla hesaplaşmasıdır. Aynı zamanda, İstanbul’la da. Ama bu hesaplaşmanın sonucunda, Müldür bu şehre ne kadar kızsa da “İstanbul’dan çok uzaklarda hiçbir yerde[dir]“.



 
Yapı Kredi Yayınları
ISBN 978 - 975 - 08 - 1188 - 3
1. Baskı Şubat 2007

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (5 oy verildi, ortalama: 3.8 / 5)
Loading ... Loading …