Günlerin Tortusu

Borges, Jorge Luis kategorisi arşivi

* Epiphania Uveda de Robledo / Vaccaro - Senyor Borges
* Alberto Manguel - Borges’in Evinde

Biyografi, Borges, Jorge Luis, Manguel, Alberto, Robledo, Epifania Uveda de, Vaccaro, Alejandro kategorilerine ait bu tortu, Atilla Aktuna tarafından gönderildi.

30 Yıllık Emektarının Gözünden J. L. Borges

 

Bazen Senyor Borges benden birkaç kitabı paket yapmamı ister, o zamanlar rafları yeni inşa edilen la Ciudad adlı kitapçıya gidip paketi boş bir yere bırakırdı. Bunu hoşuna gitmeyen kitaplara yapardı. Bir keresinde yine bir paketle (büyük bir paketti) Milli Kütüphane’ye gitmiş, Tucuman ve Florida’ya gelince bir kahvede bir şeyler içmek için oturmuş, sonra da sanki unutmuş gibi kitapları sandalyenin altında bırakıp çıkmış. Oradaki çocuklar da onu tanıdıkları için, Senyor Borges’in kitaplarını unuttuğunu sanarak, akşama doğru bir paket kitabı alıp kendisine getirmişler. Halbuki bu onun kitaplardan kurtulma yöntemiydi.

Sayfa 30

Saat dokuzda banyodan çıkar, sonra da kahvaltısını ederdi. Nobel Ödülü zamanı gelince gazeteciler sıra olurlardı. Roberto Madiana’nın bana, “Önce ben geldim Fanny!” deyişini hep hatırlarım. Kapıya yapışmış beklerdi. Bir de o uzun kuyruk… Herkes beklerdi. Son defasında yine ona Nobel Ödülü’nü vermediklerinde bir sürü gazeteci toplanmıştı. O yıl kesin Borges’e verileceğini düşünüyorlardı. Bütün gün kapıda nöbet tuttular ve sonunda haber geldiğinde de, verilmediğini söylemeye başladılar. Beyefendi çok üzüldü. Kendisi bile o yıl kazanacağını düşünüyordu çünkü ödülü hak ettiğine inanıyordu. Ama dünyanın o tarafında, “Ben yaşadığım sürece Borges Nobel Ödülü’nü alamayacak,” diyen, sözü geçen biri vardı. Beyefendi bu duruma çok üzülürdü.

Sayfa 39

Borges'in Evinde

 

Bu yüzyılda, Gabriel Garcia Marquez’den Julio Cortazar’a, Carlos Fuentes’ten Severo Sarduy’a kadar, İspanyolcadaki önemli yazarların hemen hepsi, Borges’e olan borcunu dile getirdi; Borges’in yazınsal sesi genç kuşakların yazılarında da öylesine güçlü yankı buldu ki, Arjantinli romancı Manuel Mujica Lainez aşağıdaki dörtlüğü yazdı:

A un joven escritor

Inutil es que te forjes
Idea de progresar
Porque aunque escribas la mar
Antes lo habra escrito Borges

Boşver, ilerleyeceğim diye
Heveslere kaptırma kendini
Denizler kadar yazsan bile
Borges yazmıştır çoktan hepsini

Sayfa 42

Bütün dünyayı bir kitaba sokmaya çalışan yazarlar vardır. Daha az raslanır bazı yazarlar içinse dünyanın kendisi bir kitaptır, kendileri ve başkaları için okumaya çalıştıkları bir kitap. Borges bu yazarlardandı. Her şeye rağmen mutlu olmanın ahlaki görevimiz olduğuna inanırdı, mutluluğun da, nedenini açıklayamasa bile, kitaplarda bulunabileceğini düşünürdü. “Bir kitabın bize mutluluk olasılığını sunduğuna neden inandığımı tam olarak bilmiyorum,” demişti. “Ama bu alçakgönüllü mucize için gerçekten minnetarım.”

Sayfa 72


1.

“Çizgi sonsuz sayıda noktadan oluşmuştur; düzlem sonsuz sayıda çizgiden; oylum sonsuz sayıda düzlemden; yüksek oylum sonsuz sayıda oylumdan…” [1]

Borges “Kum Kitabı” adlı öyküsüne bu çok “sıradan” matematiksel tanımla başlar. Sonsuzluğa dair bir öykü için sorunsuz bir başlangıç. Ama bu ayrıca onun “her kitabın ve herhangi bir kitabın, bütün diğer kitapları hem mekanik, hem de zihinsel olarak vaat ettiği” fikrinin en yalın aktarım yoludur, üstelik de bir öykü içinde. Evreni kitaplık şeklinde gören ve cenneti kitaplık şeklinde düşleyen bir yazar Borges ne de olsa. Düşlemek ki, ona Tanrı’nın bahşettiği bir lütuf mu, bir ceza mı bunu Borges bile bilmiyor. Şöyle tanımlıyor durumu:

“Tanrı’nın acı alayı, bana kitaplarla birlikte geceyi armağan etmesiydi.”

2.

1950′li yılların başlarından itibaren Epifania Uvedo de Robleda (Fanny -belki de Funny) Borges’lerin evinde yatılı olarak çalışmaya başlar ve bu durum Borges’in Buenos Aires’ten İsviçre’ye yerleşmek üzere ayrılmasına değin devam eder. İlk kitap bu hanımla “Buenos Aires Borges Vakfı” başkanı Alejandro Vaccaro’nun söyleşilerine dayanmakta.

İkinci kitapsa, kendi satırlarıyla, “birkaç yıl boyunca 1964′ten 1968′e değin Borges’e okuyan pek çok insandan biri olma şansına erişen [2] -(ama) o günlerde bu ayrıcalığın kesinlikle farkında olmayan [3]- Alberto Manguel’in.

Borges’e dair eksiksiz biyografiler olmanın çok uzağında olan bu iki kitap da (öyle bir iddiaları da yok zaten) dönemsel tanıklıkları aktarıyor. Manguel’de de, Robledo’da da Borges’in günlük yaşamına ilişkin birçok ayrıntı yer alıyor. Ancak kolayca tahmin edilebileceği üzere Manguel’in kitabında Borges’in düşünsel yanı daha ağır basıyor. Metinleriyle ilgili çeşitli çözümlemelere (Borges’in ağzından) ya da entelektüel tartışmalara (ki bunların konusu genelde kitaplar ve edebiyat oluyor) daha fazla yer veriliyor. Diğer kitaptaysa kişiler ve Borges’in onlarla olan ilişkisi temel eksen.

3.

Kitaplarımın kulaklarını bükmekten çekinmeyen bir okur olmama karşın, bu iki kitaba da kıyamadım.

“Borges’in Evinde” Yapı Kredi Yayınları’nın İzdüşümleri/Düş İzleri serisinden çıkmış. Aynı seride daha önce Tomris Uyar’ın “Güzel Yazı Defteri”, Leyla Erbil’in “Cüce” ve Enis Batur’un “Başka Yollar” adlı kitapları yayımlanmıştı.[*] Baskılarıyla parmak ısırtan -en azından benim için- bir seri bu. Kitabın seriye uygun olmasının bir diğer özelliğiyse içinde yer alan ve Sara Facio tarafından çekilmiş olan fotoğraflar. Kitabı okumanın yanısıra Borges’in evindeki ayrıntılara ister istemez takılıyor kişi.

“Senyor Borges” ise Can Yayınları’nın “Yaşam” serisinden. Bu kitap öncelikle boyutları ile alışılmışın dışında. Kitapta yer alan fotoğraflar yine keyifle izleniyor.

4.

Epifania Uveda de Robledo Alberto Manguel“Borges’in Evinde” ve “Senyor Borges”i okurken kendime şu soruyu sormadan edemedim: “Borges’in kitapları dururken, neden Borges üzerine yazılmış bu kitapları okumaktan kendimi alamıyorum?”

Yıllar önce, bir tatilde en rahat okunabilecek kitapların biyografiler olduğunu keşfetmiştim. Doğruydu bu, ama eksikti. Şimdi biliyorum ki, “sevdiğim yazarların” biyografilerini okumaktan keyif alıyorum asıl ve -Borges bununla sanırım çok eğlenirdi- onların yaşam öykülerini okurken kendimi tatilde hissediyorum.

Can Yayınları
Yapı Kredi Yayınları
ISBN 978 - 975 - 07 - 0971 - 5
ISBN 975 - 08 - 0468 - 6
1. Basım Ağustos 2008
2. Baskı Kasım 2002
Çeviren Aylin Demirhan
Çeviren Cem Akaş
Özgün Adı El Senor Borges
Özgün Adı With Borges

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (2 oy verildi, ortalama: 5 / 5)
Loading ... Loading …


[1] Kum Kitabı, Sf 102, 4.Baskı, Eylül 1993, İletişim, Çev: Münir H. Göle
[2] Borges’in Evinde, Sf 8
[3] Borges’in Evinde, Sf 9

[*] Serinin diğer kitaplarına şuradan ulaşılabilir. Ancak bu liste de eksik. Enis Batur’un “Başka Yollar” adlı kitabı listede yok, örneğin.

- Borges misiniz?
- Evet, ara sıra… *

Borges, Jorge Luis, Capote, Truman, Guido, Beatriz, Karasu, Bilge, O'Connor, Flannery, Telles, Lygia Fagundes, Ustalara Saygı kategorilerine ait bu tortu, Atilla Aktuna tarafından gönderildi.

Jorge L. Borges Ne hissediyor insan 1956′da yazılmış bu öyküyü ilk defa okuduğunda?[1] Bir başkası mı yazmış bunu (ama kitabın kapağında Borges’in adı var)? Kurgusu ne garip! Niye her şey ötekinin (Borges’in?) başından geçiyor? Öteki gerçek mi? Bu ve bunun gibi sorular rahatsız ediyor mu sizi de? İşte öyküde öbürü temasının yan etkilerinden bazıları!

İşin şaka kısmı bir yana; tüm öbürü öykülerinde olmasa dahi, birçoğunda önce bir yanılma hissine kapılıyor insan ve tekrardan okuma isteği canlanıyor. Bu isteği açıklamaksa o kadar da güç değil. Öbürü temasının altındaki temel duygu gizem, bunun sorumlusu.

Öykünün kurgusuyla da birebir ilintili olan bu duygu, kurgunun yetkinliğiyle de kendisini gösterir. Ve eğer Borges, Karasu, Capote gibi yazarların elinden çıktıysa öykü -ki inceleyeceğimiz öykülerin üçünün yazarıdır bunlar- yanılsama hissinin yanına bir de afallama eklenir. Bu afallama, ille bilinmeyen bir şey olacağından değildir. Çünkü kurguda sona dair ipuçları ustaca yerleştirilmiştir.

Öbürü temasına çifti oluşturan elemanlar açısından bakıldığında da bir zenginlik söz konusudur: kendisi ve kendisi, bir hayvan ve kendisi, dede ve torun, ikizler, aynı kişinin genç ve yaşlı hali… Bu liste daha da uzatılabilir. Peki bunca (iyi) yazar bu temayı neden seçer?

Kanımca bunun birkaç nedeni var:

İlki, öykü tekniği açısından bir yetkinlik istemesi; çünkü kurguda yerine oturmayan bir bölüm, kendini hemen belli eder.

İkincisi, bir yerine iki ana karakterin oluşturulması; zaten yoğun olan kısa öyküde, yoğunluğun daha da arttırılmasıdır söz konusu olan.

Flannery O'Connor Üçüncüsü, konu itibarıyla vuruculuğun ön plana çıkması; öykü sonlarına baktığımızda içimizde ya buruk ya kıyıcı bir tat kalmaktadır. (Bunu yine gizem duygusuna bağlayabiliriz.) Amerikan edebiyatının "Güneyli Yazarlar" geleneğinden Flannery O’Connor "edebiyatçı işini bitirdiğinde geriye açıklanamayacak bir gizem duygusu kalmalıdır" derken sadece öbürü temasını düşünmemektedir. Ancak tabii ki, öbürü temanısının iyi kurgulanmış bir öyküde kullanılması ile bu etkinin sağlandığı/sağlanacağı açıktır. Nitekim Borges’in öyküsünün sonu buna iyi bir örnektir:


"Bu satırları hangimiz yazıyor, ben mi, o mu bilmiyorum."


Dördüncüsü, -ve bence en önemlisi- ben kimim, ben neyim ya da kişi kimdir, kişi nedir sorularına aranan yanıttır. Bu da özelde yazarın, genelde okuyucunun ve yazarın kendilerini ve insanı anlama çabalarının bir sonucudur.

Truman Capote

 
Öbürü temasında öykünün kahramanı eşinde aranıyor gibi görünse de bu eş hem araç, hem amaç niteliğini taşımaktadır. Çünkü, kahraman çiftinin kendisidir ya da öbürüdür. Örneklemek gerekirse Truman Capote’nin Miriam[2] adlı öyküsünde, öykü kahramanı Mrs. Miller şöyle düşünür:


Çünkü Miriam’a kaptırdığı tek şey benliğiydi, onu da yeniden ele geçiriyordu; bu odada oturan, kendi yemeklerini kendi pişiren, bir kanaryası olan insanı bulmuştu (oysa kanarya Mrs. Miller’indir); güvenebileceği, inançla bağlanabileceği insanı, Mrs. H.T. Miller’i bulmuştu.


Bilge Karasu’nun Geceden Geceye Arabayı Kaçıran Adam[3] öyküsünde ise aynı düşünce şöyle ifade edilir:



"Gene pazar yerinden geçtiğini görüyordu bir yandan da… …ağır ağır yürüyordu sessizlik içinde… …pazar yerinin dışından bir yerden, filim çeker gibi durduğu bir yerden de, pazar yerini boydan boya ağır ağır geçişini izliyordu kendi kendinin"


ya da



"…yukarılarda, uzaklarda duran öbür adam, yani gene kendi, makinesini toplayıp gidiyordu. Issız pazar yerinden geçen adamın filmi çekilmiş, bitmişti."


Ve yine Borges ve Ben‘in son cümlesi:



Bu satırları hangimiz yazıyor, ben mi, o mu bilmiyorum.

Beatriz Guido Kahraman(lar)ın çiftinin kendisi olma durumu yukarıdaki gibi kahramanların birbirine karışması, çiftinin kendisi olması şeklinde olabildiği gibi (hangisi hangisiydi?), çiftinin bir başkası olması ya da birinin diğerine tıpatıp benzemesi şeklinde de ortaya çıkabilir. Nitekim Flannery O’Connor’un Ormanın Tam İçinden[4] adlı öyküsünde Mark Fortune torunu Marry Fortune’la kavgasında "kendi imgesine doğru kaldırır bakışlarını" ya da "kendi yenik düşmüş imgesine uzun uzun bakar". Beatriz Guido’nun Adalan‘ındaysa[5] Marina ve Victoria (ikiz kardeşler) "birbirine öyle benzer ki parmak izleri bile tıpatıptır". (Oysa kişilik yapıları benzeşmez.) Birbirleriyle ayna oyunu oynadıklarında kimse onları ayırdedemez:



"Sık sık ayna oyunu oynardık: Oturma odasına Venedik işi çerçeveli aynayı taşır, eş giysilerimizle -kız kardeşim kadife kaplı koltukta, ben eş kolyukta- saatlerce, birbirimizin her yaptığını yinelerdik karşılıklı, konuklar şaşkına dönerlerdi.Annemin biricik dostu Eulalia, "Marina" derdi bana, "saatlerce aynaya bakmasan olmaz mı?"


Öykünün sonundaysa Marina barakaya girer:



Victoria’yı güçlükle bulabildim, maskelerin, şeker kamışından kuklaların oluşturduğu bir yığının altında yatıyordu çünkü, oraya atmışlardı. Tekerlekli iskemlesi başucundaydı, ölmüştü, bir sürü kişi ırzına geçtikten sonra. Kız kardeşim Victoria bu. Bir an bile duraksamadım. Giysilerini sakladım; ölü gözleriyle ölü dudaklarını bir güzel boyadım; tekerlekli iskemleye oturup ağıt yakmaya başladım; ertesi sabah onlar bizi bulana kadar gözyaşı döktüm; onlar çiftlikteki yanaşmalar, öpücüklerini o günden sonra bir an bile benden esirgemeyen babam ve Pablo Fuentes, benim tekerlekli iskemlemi o sürüyor artık, gözyaşlarımı siliyor, gömütlüğe gidiyoruz birlikte, cankurtaranla dolaşıyoruz. Ben Victoria, bir bedenin bazan başka bir bedende varolabileceğini öğrendim.


Lygia Fagundes Telles’in Tigrela[6] (kaplanın ismi budur) adlı öyküsünde çift bir kaplan ve bir insandır ve özdeşleşme çift yönlüdür:



Sonunda, kendini taraçanın korkuluğundan aşağı fırlatmaya kalktı, tıpkı insan gibi. Tıpkı…


Korkudan elim ayağım dolaşacak eve dönerken, bilemiyorum ki, kapıcı gelecek mi, genç bir bayanın, kehribar gerdanlığını saymazsak çırılçıplak bir bayanın kendini taraçalardan birinden attığını söyleyecek mi bana.

Lygia Fagundes Telles Kahramanla öbürü arasındaki ilişki bu ve bunun gibi daha birçok şekilde gerçekleşebilir, ama bir de kurgusal bir problem olan kahraman(lar)ın çiftlerini nasıl aradıkları, birbirlerini nasıl gördükleri sorunsalı ortaya çıkmaktadır ki, incelenen öykülere bakıldığında bu durum kendini farklı biçimlerde göstermektedir. Bilge Karasu’nun Geceden Geceye Arabayı Kaçıran Adam öyküsünde bir kamera aracılığıyla gerçekleşir. Öykü kahramanı kendini bir kameranın ardından izlemektedir. Kameranın ardında olan kişi ile izlenen kişi aynı olduğundan, herhangi birinin yaptığı her türlü yorum da farklı bir anlam kazanmaktadır. Okuyucu arayışını sürdürürken ipuçlarıyla karşılaşır sürekli ve bunlar öykünün sonunu da hazırlar:


…yürüyen kendi kendini, pazar yerinin dışından, sokağın oradan, kat kat merceklerin keskin inceliğiyle gene kendi izlerken, bu ölüm sessizliğinin içinde yürüyen adamın toz çevreleri arasında denizi usuna bile getirmediğini görüvermiş, bilivermişti.


Oysa adamın gideceği yer olan Sazandere’ye gitme nedeni, öykünün başında da belirtildiği gibi denize girmektir.



…yolunun ucundaki ölümü düşünmüştü pazar yerinde yürüyen adam, ya da onun öyle düşündüğünü film çeken adam bilmişti.

Bilge Karasu


Yine öykünün sonuna dair bir ipucu: Sazandere’ye gitmek isteyip bir türlü bunu beceremeyip "geceden geceye arabayı kaçıran adam" metaforik bir biçimde ölür öykünün sonunda. Borges’in adı geçen öyküsünde anlatıcı Borges’ten direkt haberdar değildir:



Borges’ten, mektuplardan haber alıyorum, bazan da adı bir profesörler kurulundaki adlar arasında ya da bir yaşamöyküleri sözlüğünde gözüme ilişiyor.


Ancak bu haberdar olmama durumu daha sonraki şu satırlarla bağlanır ki, Borges’in çiftini nasıl gördüğü ortaya çıkar:



Kaldı ki, ben tümden yok olup gitmeye yazgılıyım, yalnızca belli bir an’ım ötekinde varlığını sürdürecek.


Capote’nin öyküsünde çok sıradan bir hayat süren Mrs. H. T. Miller’in hayatına hiç de sıradan olmayan bir biçimde girer Miriam ve Mrs. Miller’le Miriam arasındaki temasal ilişki aralarında geçen bir diyaloğun ortasında kendini gösterir:



Mrs. Miller: -Küçücük kız ama yaşlılar gibi konuşuyor. (Mrs. Miller 61 yaşındadır)


Öykünün devamında Mrs. Miller Miriam’la görüşmekten hep kaçar ama kaçtığı Miriam değil, kendisidir ki sonunda "güvenebileceği, inançla bağlanabileceği insanı", kendini bulur.

Öykülerde, çiftlerin kurguya nasıl yerleştirildiğini de inceledikten sonra son olarak, öyküler arasındaki benzerliklere bakmak gerekirse:

- Dört öykünün sonunda ölüm vardır. (Geceden Geceye Arabayı Kaçıran Adam, Tigrela, Adalan ve Ormanın Tam içinden)

- İki öykü cinselliği yoğun olarak kullanmıştır. (Tigrela ve Adalan. Bu iki öykünün yazarı da Latin Amerikalı’dır.)

- Karasu, Borges ve Capote’nin öykülerinde çift kendi-kendi, diğerlerinde kendi-başkası şeklindedir.

-Bütün öykülerin kurguları diğerleri ile karşılaştırıldığında (Ormanın Tam içinden dışarıda tutulabilir) tematik etmenler nedeniyle zorlayıcıdır. Son olarak, başladığımız gibi Borges’le bitirelim:


Spinoza, her şeyin kendisi olmayı sürdürmeye çalıştığını ileri sürmüştü; taşın taş olmak istediğini, kaplanınsa kaplan.

Sizce Spinoza yanılmıyor muydu?

 

[1] Jorge L. Borges, Borges ve Ben

[2] Truman Capote, Gece Ağacı

[3] Bilge Karasu, Göçmüş Kediler Bahçesi

[4] Flannery O’Connor, Ormanın Tam İçinden

[5] Beatriz Guido, Başka Ateşler Latin Amerikalı Kadın Yazarlardan Öyküler

[6] Lygia Fagundes Telles, Başka Ateşler Latin Amerikalı Kadın Yazarlardan Öyküler

* Bu yazı eşzamanlı olarak Moleschino‘da yayımlanmaktadır.

P’u Sung Ling - Konuk Kaplan

Borges, Jorge Luis, P’u Sung-Ling, Öykü kategorilerine ait bu tortu, Atilla Aktuna tarafından gönderildi.

Konuk Kaplan

 

 

(…) Daha sonra Ch’ing-chou’da yeniden ortaya çıktığı söylendi; küçük çocuklara, avuçlarına bir çember çizmeyi ve başka birinin giysisine ya da yüzüne dokunarak bu çemberi dokundukları yere geçirmeyi öğretiyormuş. Çember karşıdakine geçtikten sonra çocukların elinde iz falan kalmıyormuş.

Görünmez Keşiş - Sayfa 33-34
Konuk Kaplan / P’u Sung-Ling

 Kum Kitabı

 

 

(…) Beni duymamış gibi sürdürdü: - Sürgün yollarında başıboş geziyorum, ama hâlâ kralım, çünkü disk bende. Görmek ister misin? Kemikli elinin ayasını açtı. Elinde hiçbir şey yoktu. Boştu. İşte o zaman şimdiye değin hep kapalı tuttuğunu fark ettim. Gözünü benden ayırmadan: -Dokunablirsin, dedi. Kaygıyla, parmak uçlarımı ayasına dokundurdum. Soğuk bir şey duydum ve sanki zayıf bir ışıltı gördüm. Elini aniden kapattı. Bir şey söylemedim. Bir çocukla konuşurmuşçasına sözünü sürdürdü: -Bu, Odin’in diski, dedi. Yalnız tek yüzü var. Yeryüzünde tek yüzü olan başka hiçbir şey yok. Elimde olduğu sürece kral olacağım.

Disk - Sayfa 100-101
Kum Kitabı / Borges


BorgesBüyük yazarı büyük yapan şeylerden biri de herhalde izinden gittiği yazarlara (ustalara) gösterdiği saygı ve bunları açıklamaktaki açıksözlülüğüdür. Borges neredeyse tüm ustalarına bu vefa borcunu ödemiş yazarlardan biridir. Editörlüğünü yaptığı Babil Kitaplığı’nda nerelerden beslendiğini, hangi yazarlardan etkilendiğini görebiliriz.

Babil Kitaplığı, bir fantastik öykü-roman seçkisi. İlk kitap, P’u Sung-Ling’in "Konuk Kaplan" isimli kitabı. Daha ilk kitaptan Borges’in beslendiği yazarlardan birinin öyküsüyle, kendi öyküsündeki benzerliği yakalamak oldukça mutlu etti beni, Borges’e de bir kere daha saygı duydum ve imrendim.Borges

P’u sung Ling’in öyküsü Çin’de geçmektedir; keşiş çocukların ellerine çember çizmeyi sonra hiçbir iz kalmadan bunları başka bir yere geçirmeyi öğretmektedir. Borges’te ise avuçtaki çember kuzeyde, Odin’in ülkesindedir. İlk öyküdeki çocuklar çemberlerini başka bir yere geçirirken, Borges’in öyküsündeki yetişkin elinde, kimseye vermemek üzere sımsıkı tutar. Tüm bu değişikliklere karşın (tabii ki Borges intihal yapmayacaktır :) benzerlik ortadadır. Disk ya da çember izleğinden Borges’in etkilendiği açıktır. Bu anlamda, P’u Sung-Ling’in öyküsünde geçen çember bir ayrıntı iken, Borges’in bu ayrıntıyı nasıl öykünün ana izleği haline getirdiğini de görebiliriz.

 
Dost Kitabevi Yayınları
ISBN 975 - 7501 - 25 - 5
2. Baskı Kasım 1999
İngilizceden çeviren C. Hakan Arslan
Özgün Adı Tiger Guest

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (2 oy verildi, ortalama: 4.5 / 5)
Loading ... Loading …