Blog,
Sait Faik,
Öykü kategorilerine ait bu tortu, Atilla Aktuna tarafından gönderildi.

Bu mazotla işleyen, güdük bacalı, 22.000 tonluk İtalyan vapurunun beyaz güvertelerinde deniz ve her limanda birbirine benzemeyen güzel, çirkin, beyaz, sarı, siyah insan seyreden seyyahlar şimdi şehre dağılacaklar.
Marsilya Limanı - Sayfa 187
Sarnıç
Sera Hanım, en yakınımızdaki bir kitabın 187. sayfasının ilk tümcesini yazmakla ilgili mime bizi de dahil edince, elimiz ayağımıza dolaştı. Yapmak istemezdik ama kendimizi frenleyemedik. Çok küçük bir hile ile en yakınımızdaki ikinci kitaptan alıntıladık yukarıdaki tümceyi.
Şimdi devir zamanı -eğer kabul ederlerse: Lyn Hanım, Kalemzede Bey ve Erhan Bey‘i dahil edelim oyuna.
Yapı Kredi Yayınları
ISBN 975 - 08 1086 - 4
1. Baskı Mayıs 2006

Loading …
Günler kategorilerine ait bu tortu, Atilla Aktuna tarafından gönderildi.

Barnes, Julian,
Berger, John,
Ackroyd, Peter,
Plath, Sylvia,
Karasu, Bilge,
Pavese, Cesare,
Ustalara Saygı kategorilerine ait bu tortu, Atilla Aktuna tarafından gönderildi.
Tek sorun aynı düşü paylaşıp paylaşmadığımız…
John BERGER, G.
I.
Yazarın yaptığı umudun yaratılarda büyütülmesiyse; gül değil, laleler yetiştirmeye calışmaksa - mavi, masmavi laleler, alsemenderler-; bu alsemenderlerin koptuktan birkaç dakika sonra yok olacağını bilmekse ve bu biliş yeni laleler yetiştirmeye engel değilse; yeni bir tohumu almak, onu sulamak, güneşin önüne koymak, büyümesini, boy atmasını beklemek ve sonra bu büyüyen alsemenderlerin koptuğunu, kendisinden de koptuğunu gözlemlemekse (gelsin yeni tohumlar da nereye kadar?); hayatın bunca anlamsızlığında hayata bir nebze anlam katabilme çabasıysa; dibe inme ve dipte ne olduğunu görme uğraşıysa; her yazdığıyla kuyunun dibine biraz daha yaklaşmak ve dipte ne olduğunu bilerek bir adım daha atmaksa; yazar cesurdur.
Peki bu cesaret nereden gelir? Daha açık bir biçimde neden yazıyor bunca yazar?
‘Uçurumdan kurtulmanın tek yolu; ona bakmak, derinliğini ölçmek ve kendini o boşluğa bırakmaktır.’ [1]
Bir yazarı gerçekten keşfetmek, onun bir kitabından büyük zevk alıp diğer kitaplarını da bir solukta okumak mıdır, onun neden yazdığını anlamaya mı çalışmaktır?
Kanımca birinci yaklaşım buzdağının ne kadar görünen kısmıysa, ikinci yaklaşım da o kadar görünmeyen kısmıdır.
II.
Kuyunun dibinde su yerine kum bulmak. (Bilmiyorlar mıydı?) İşte yine de her şeyin bittiği an.
Sylvia Plath son bir çabayla o kumu tırnaklamıştı, belki suyu bulurum diye ve sonra o hep yanında taşıdığı sırça fanusu kuyunun duvarına çarpmıştı. Pavese de kendi kuyusunda kumlu dibe dokunanlardandı.
III.
Herkesin farklı bir yol izlediği kendi doğrularını kendi bulma çabası içinde, kimileriyse (bir çokları) o kuyuları görüp bakmamayı tercih ediyorlar ve dönüp gerisin geriye kendilerini ‘yaşamın kollarına atıyorlar’.
Kendi kuyusunu görmezden gelmeye ne ad verirdiniz: Esaret?
Bir diğer grupsa başkalarının kuyularına iniyor. Onların kuyularında kendini keşfetme çabası bu. Her kuyu birbirine benzer diyen geri zekalılara cevap veriyorlar sanki. Bazıları işi abartıp o yazarların ipiyle dibe ulaşmaya çabalıyor. Birincilere örnek Julian Barnes, keşfettiği kuyunun dibinde herkesten daha büyük bir heyecan duyuyor. Flaubert’in dokunduğu taşları özenle okşuyor. İkincilere örnek Peter Ackroyd’sa, Oscar Wilde’ın o zaten ipince kalmış, inceltilmiş ipiyle; yani onun dilini, cümle yapılarını kullanarak ’son vasiyet’i yerine getiriyor. İkisi de alsemenderlerine daha önceki alsemenderlerden aşılar yapıyor.
IV.
Esaret, uçurumdan kurtulmak icin gereken boşluğun bulunamamasıdır. Biz dipsiz kuyular arıyoruz.
[1] Bu alıntının nereden olduğunu hatırlamıyorum, Pavese olması olası.
(*) 1997 yılında Hayalet Gemi dergisinde yayınlanan bu deneme, Little Drop of Poison blogundaki Collapsing and Hanging yazısındaki yorumlara ek olarak Günlerin Tortusu’ndaki yerini aldı.
6 görüş
Barnes, Julian, Berger, John, Ackroyd, Peter, Plath, Sylvia, Karasu, Bilge, Pavese, Cesare, Ustalara Saygı