Günlerin Tortusu

04 July 2007

4 Temmuz - Aramızdaki Şey

Günler kategorilerine ait bu tortu, Atilla Aktuna tarafından gönderildi.

Bir 4 Temmuz yazısı yazmak çok zor benim için, ama yazmalıyım. Bu yüzden gündökümlerini karıştırıyorum Tomris Uyar’ın. 4 Temmuz’da ne yazmış diye. Hiçbir şey yazmamış. Hiç. Bugüne ait bir gündökümü yok.

Öyleyse 15 Mart 1975 tarihli yayımlanan ilk gündökümünü yazarım ben de:

Gündökümü 75

“Her girişte, vücudumuzun bir parçası madende kalır,” dedi radyoda konuşan maden işçisi. Edebiyatta bedenden verilen fireler bu kadar elle tutulur olmasa da, kesinlikle var. Taze duyguları taze sözlerle aktarmak isteyen yazar, bu yüzden büyük sızılar çekiyor. Doğum sancısı gibi bir şey “nasıl iletmek” sorunu… Kişiyi dolmuşa atlarken, dolaşırken, hatta uyurken bile tetikte tutan bu bilenme günlerinde bezginliğimizi, sabrımızı, her şeye karşın yitirmediğimiz umudumuzu nasıl anlatmak. çevremizi kuşatan çirkef içinde temiz kalma savaşımızı. Bir yol kavşağı çeşmesinden göğse akıtılarak içilen su gibi doğal, doyurucu anlatmak. Kolay anlaşılır olma özrüyle kolaya kaçmadan, kaytarmadan, yazdıklarını çoğaltmadan.

Bir yazar, işinin başına otururken, kalemi eline ilk alıyormuş gibi bir acemiliğe kapılmıyorsa neden yazmak istesin? Bir daha hiç yazamayacağı korkusunu her keresinde duymuyorsa, yazma coşkusunu hiç tatmamış demektir. Kendi adını basılı görmeyi, yaşadığının kanıtı sayıyordur yalnızca.

Bu konuda sorulacak en önemli sorulardan biri şu galiba: “Bunu yazmam neyi değiştirdi?” Yani okur bunu okuduktan sonra bir kıpırtı duydu mu içinde, bir titreşim, bir serinlik, bir açılım?

İkinci soru da şu: Ya ben şunu yazmadan edebilir miydim? Gerçekten?

Benim için ilk soru bu: “Bu 4 Temmuz’da da yazmadan edebilir miydim? Gerçekten?”

————-

ortası

Yıl 1998. Aramızdaki Şey yeni yayımlanmış. Tomris Hanım’ın öyküler yazdığını biliyorum, merakla ve büyük bir açlıkla okuyorum.

Aramızdaki Şey

- Bir öyküyü okuduğunuzda, o öyküyü sevip sevmediğinizden çok neden sevip sevmediğiniz önemlidir. Eğer bir öyküyü seviyorsanız ve neden sevdiğinizi açıklayamıyorsanız “bu öyküyü sevdim” demeyin.

Tomris Hanım’dan okumaya dair öğrendiğim en önemli derstir bu. Hâlâ öykü, roman demeden bir eseri neden sevdiğimi ya da sevmediğimi kendime açıklamaya çalışırım.

Aramızdaki Şey’deki öykülerle ilgili değerlendirmelerimi de bu prensibe göre yapıyorum ve tarafsız olmasa da nesnel bir biçimde hepsini beğendiğimi hatırlıyorum.

Değerlendirmelerimiz sonrasında, Tomris Hanım’dan kitabı imzalamasını istiyorum. Doğum günüm(üz)e çok yakın olsa gerek, imzalıyor:

Aramızdaki Şey

Benden daha mutlu biri var mıdır bu dünyada?

Sanmıyorum.

sonu

-Atilla, sana bir şey söyleyeceğim, diyor eşim telefonda.

Bu cümlenin hayırlı bir cümle olmadığını anlamıştım.

4 Temmuz 2003′te askerdeydim. Tomris’in ölüm haberini telefonda öğrendim. O güne kadar tüm 4 Temmuz’lar neşeli geçmişti oysa, biraz önce kardeşimle konuşmuş, doğum gününü kutlamıştım. Olamazdı ki!

Teskere almama topu topu on gün vardı. Okunulacak yüzlerce kitap, tartışılacak yüzlerce konu, izlenecek yüzlerce film, dinlenecek yüzlerce albüm vardı. Birlikte. Bunlar bencilliklerim.

Okuyacağı yüzlerce kitap, dinleyeceği yüzlerce albüm, tartışacağı yüzlerce konu, izleyeceği yüzlerce film vardı Tomris’in. Ha, yüzlerce olmasa da yazacağı onlarca öykü vardı daha. Gündökümü yazar mıydı emin değilim.

Tomris, ben yirmi dokuz yaşımı hiç sevmedim.

başı

Saat beşe geliyor. Lamartine Caddesi’nde numaraları sayıyorum tek tek. İşte apartman, zilin üstünde de adı var. Buldum.

Kapıyı Tomris Uyar açıyor. Kısa bir tanışma, ayaküstü. Giriyorum. Evin asıl sahibi içeride. Cahide umursamaz tavırlarla salonun en rahat koltuğunda patilerini yalıyor.

Tomris Hanım rakıya dönmüş. Ben ne içerim? Maden suyu. Rakı içmeyi de isterdim a, daha yeni tanıştık, olmaz.

Maden suyum da geldikten sonra, konuya giriyoruz hemen. (Ben çevreyi de gözlemliyorum bu arada. Şahmeran var tam karşımda, örneğin. Ve çalışma masası Tomris Hanım’ın.) Ama öncesinde bir anket yapıyor Tomris Hanım. Sevdiğim yazarlar, sevdiğim şairler, sevdiğim yönetmenler, sevdiğim ressamlar. Türk ve yabancı ayrımları da var. Daha da önemlisi şu uyarıyı önceden yapıyor: “Yazdığın isimlerden çok, neden sevdiğin daha önemli.”

Yazarlar için verdiğim yanıtları anımsıyorum en net: Kafka, Dostoyevski, Camus. Bir de o dönemde okumakta olduğum Hesse. Ferit Edgü ve Bilge Karasu, Türk yazarlar. Şair? Nazım Hikmet, elbet. Edip Cansever’i de söylemiş olmalıyım, Can Yücel’i de.

Bu kısa anketi tamamlayıp Tomris Hanım’a uzatırken savunmaya geçiyorum, gereksizce -ama o anda bunun gereksiz olduğunu bilemezdim-:

- Ben sizin hiçbir kitabınızı okumadım. Bunu bilmenizi isterim.
- Önemli değil(miş).

Açıklamalarım sonrasında Tomris Hanım’ın değerlendirmelerine geçiyoruz: “Kafka, Dostoyevski ve Camus tamam da, bu Hesse’yi anlamadım. Bu okuduğun üçüncü kitabı demiştin, değil mi? Bunun etkisi olmasın. Bu üçüyle pek bağlantılı değil de.” Neler gevelediğimi hatırlamıyorum şimdi.

KafkaDostoyevskiCamus

O hafta sonu dersler başlıyor. O güzelim çalışma masasını daha yakından inceleme fırsatı buluyorum. Franz, Fyodor ve Albert bana göz kırpıyorlar.

Görüş bildirebilir, ya da sitenizden bağlantı verebilirsiniz. RSS 2.0

4 görüş

  1. Böyle buyurdu endiseliperi

    başınız sağolsun.
    ben bugün sekizinci günah’ı okuyacağım. sonra da otuzların kadını’nı. eldekiler bunlar.

    sevgiler.

    04 July 2007 12:31

  2. Böyle buyurdu sera

    Tezimin çeviri değerlendirmesi bölümünü danışmanıma ilk okuttuğumda, iki çevirmenden birini birine tercih etmememi, karşılaştırma yapmak yerine objektif bir tutum benimsememi salık vermişti. Elimden geldiği kadar objektif davranmaya çalışmakla birlikte, Tomris Uyar’ın çevirdiği Poe’dan mı, Poe’yu çeviren Tomris Uyar’dan mı etkilendiğime karar verememiştim.

    04 July 2007 20:27

  3. Böyle buyurdu ludmilla

    Yazınızı buraya her geldiğimde acıyla karışık bir keyif alarak okuyorum; güzel bir yazı okumanın keyfine kayıp duygusunun derinden yer ettiği Tomris’in eklenmesi başka ne sonuç doğurabilirdi ki? Tomris Uyar çevirileriyle ve öyküleriyle hayatımda önemli yeri olan biriydi- hayatımın kitaplarla ve okumakla geçtiğini dikkate alırsanız… Köpük’le başlayan, onun kelimelerinin peşinden tüm külliyatını yutma isteği uyandıran bir birliktelik. Geç oldu kafamı toparlayıp bunları yazmak…

    10 July 2007 15:53

  4. Böyle buyurdu Atilla Aktuna

    Peri Hanım,

    Teşekkür ederim,

    Sera Hanım,

    Bildiğiniz üzere, Poe’nun Fransızcadaki çevirmeni Baudelaire’dir. Biz ne kadar şanslıyız ki, Poe’yu Fransız çevirmenini aratmayacak bir çevirmenden okuma fırsatı bulduk Türkçe’de.

    Tomris Uyar ve Poe ile ilgili kararınızı verebildiniz mi, merak ettim ;)

    Ludmilla Hanım,

    Bu yazı ancak dört yıl sonra yazılabildi. Sizinkisi pek de geç sayılmaz…

    11 July 2007 12:09

Buyurun!