Günlerin Tortusu

Haziran 2007 arşivi

Alberto Manguel - Okuma Günlüğü

Günce, Manguel, Alberto kategorilerine ait bu tortu, Atilla Aktuna tarafından gönderildi.

Okuma Günlüğü

 

Türkçede muhabbet sözcüğü hem “sohbet”, hem de “sevgi” anlamına gelir. Her ikisi için de “muhabbet etmek” diyebilirsiniz. Sohbet etmenin, bir insanın kalbine ya da aklına açılmış bir pencere olması düşüncesini seviyorum.

Sayfa 109

Fransa’ya dönüş. Yağmur ve Pus. Kedi, güvercin kulesine tırmanmış, içine havlu döşenmiş bir kutudan bahçedeki su birikintilerini seyrediyor.

Dante, Béatrice’in güzelliğine inanmamızı ister bizden, o kadar kusursuzdur ki güzelliği, yeri cennettir onun. Catullus ile Petrarca, sevgililerinin birçok çekici yanına inandırmaya çalışır bizi. Don Quijote, böylesi kanıtlar sunmaya girişmez. Köyünden ilk çıkışında karşılaştığı tüccarlar, ondan, eşsiz güzelliğine yemin etmeden önce, Dulcinea’nın bir resmini göstermesini istediğinde şöyle cevap verir: “Onu size gösterirsem, apaçık bir gerçeği itiraf etmiş olacaksınız. Önemli olan, kendisini görmeden inanmanız, itiraf etmeniz, yemin etmeniz ve savunmanızdır.”

Belki de en büyük yazınsal karakterler, asla tam olarak anlayamadığımız az sayıda kişidir. Yüz kafadarını kızının evine getiren dayanılmaz Lear; kısa bir süre gördüğü genç bir kıza saplantıyla tutulan kalbi kırık Dante; hayallerinde, kuruntularında inat ettiği için dövülen, taşlanan, bela düşkünü, sanrılı Don Quijote; neden gözyaşlarına boğarlar bizi, neden aklımızdan çıkmazlar, neden, her şeye karşın, yaşamın anlamlı olduğunu ima edip dururlar? Hiçbir neden göstermezler; var olduklarına “yeminle” inanmamızı, bunu kabul etmemizi, onaylamamızı isterler bizden.

Sayfa 148-149

Bu sabah, kitaplığın raflarındaki kitaplarıma baktım ve onların benim varlığımdan hiç haberi olmadığını düşündüm. Ben onları açıp da sayfalarını çevirdiğimde yaşama dönüyorlar, ama yine de kendilerinin okuru olduğumu bilmiyorlar.

Sayfa 174

“Okuma Günlüğü”, Manguel’in seçtiği ve gençken okumuş olduğu on iki kitabın tekrar okunması ve yorumlanması üzerine yazılmış bir günce. Çok dolaşan bir dünya vatandaşının kitaplar, yazarlar, diller ve ülkeler arasında yaptığı yolculuk(lar) üzerine. Sadece kitaplarla sınırlı değil yani. Kitaplarla yoğrulmuş yaşamının bir yılına; Irak’ta sürdürülen savaşa, yayıncılarla yaşanan sorunlara, çeviri problemlerine, mevsimlere ve saireye dair.

Seçilen romanların neredeyse tamamı klasikler arasından:

- Morel’in Buluşu - Adolfo Bioy Casares
- Dr. Moreau’nun Adası - H. G. Wells
- Kim - Rudyard Kipling
- Mezar Ötesinden Hatıralar - François - Rene de Chateaubriand
- Dörtlerin Simgesi - Arthur Conan Doyle
- Gönül Yakınlıkları - Johann Wolfgang von Goethe
- Söğütlükte Rüzgâr - Kenneth Grahame
- Don Quijote - Miguel de Cervantes
- Tatar Çölü - Dino Buzzati
- Yastıkname - Sei ŞonagonAlberto Manguel
- Yüzeye Çıkış - Margaret Atwood
- Bras Cubas’ın Ölüm Sonrası Hatıraları - Joaquim Maria Machado de Assis

Yukarıdaki liste gözönüne alındığında kitabın yazılması bir işten çok, yazarın kendisine verdiği bir ödül kanımca. Kitaplar üzerine eleştiri yapmak yerine kitapların çağrışımları ile bir gezintiye çıkıyor Manguel. Günce formu bu gezintiyi bir hayli konforlu hale getirirken, listede yer alan tüm kitapları ilk defa ya da tekrar okumak için iyi bir bahane yaratıyor.

Yapı Kredi Yayınları
ISBN 975 - 08 - 1170 - 4
1. Baskı Ocak 2007
Çeviren Mehmet H. Doğan
Özgün Adı A Reading Diary

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (4 oy verildi, ortalama: 4.25 / 5)
Loading ... Loading …


Hamiş 1: Alberto Manguel’e gıpta ediyorum. Hayır, dürüst olayım, onu kıskanıyorum. Şöyle bir diyalog bu zat için pekala mümkün:

- Yarın ne yapacaksın Alberto?
- Kusura bakma, çok işim var. Salı’ya kadar okumam gereken 6 kitap var.

Hamiş 2: Seçilen romanların 10 tanesi Türkçe’ye çevrilmiş. (Kaynak: İnternet)

Juan Rulfo - Pedro Paramo

Roman, Rulfo, Juan kategorilerine ait bu tortu, Atilla Aktuna tarafından gönderildi.

Pedro Paramo

 

Yavaşça kalktı, kapının kenarına dayanan kadının karanlıkta yitmiş yüzüne baktı; hıçkırararak ağlıyordu kadın. Ayakları yere basınca tanıdı onu.

“Neden Ağlıyorsun, Anne?”

“Baban öldü.”

Sonra çektiği acının dolanmış yayları birdenbire çözülmüşçesine aynı şeyi bir daha, bir daha, bir daha söyledi; uzanıp omuzlarını tutan eller titremesini durdurana kadar.

Kapının aralığından günışığı sızıyordu. Yıldız yoktu, güneş ışığıyla aydınlanamamış, kurşundan bir gök vardı yalnız; koyu bir ışık vardı yalnız; sanki gün doğmayacaktı, sanki gece olacaktı birazdan.

Dışarda, avluda bir gidip bir gelen, durmadan gidip gelen ayak sesleri duyuluyordu, bir de fısıltılar. İçerdeyse, gölgede duran kadın, gövdesiyle günışığını tutan, geçirmeyen kadın, gök kırıntılarının yer yer sızabildiği kollarıyla ayaklarında ışık damlaları, üstünde durduğu toprak gözyaşlarıyla sulanmış sanki. Sonra o hıçkırıklar. Yine o ağlama, yumuşak ve keskin, gövdesini allak bullak eden o keder.

“Babanı öldürdüler.”

“Ya seni kim öldürdü, Anne?”

Sayfa 27

Gabriel Garcia Marquez Büyülü Gerçekçilik Akımı’nı tanımlarken, “en önemli problemim gerçek gibi gözükenle, fantastik gibi gözükeni ayıran sınırları yerle bir etmekti” diyordu.[*] “Yüzyıllık Yalnızlık”ı yazmadan önce Juan Rulfo’yu keşfetmiş ve şaheserini sonrasında yazmıştı.

Bu açıdan bakıldığında, Juan Rulfo Latin Amerika Edebiyatı’nı en çok etkileyen yazarların başında gelir. Pedro Paramo yazdığı ikinci Juan Rulforomandır. Romanın basılmasından sonra yapılan eleştirilerde yazarın Faulkner’dan etkilendiği yazılmış olsa da, Rulfo bu eleştirileri reddetmiştir.

Romanda ölümle yaşam, gerçekle rüya iç içedir. Sayfalar çevrildikçe, bir şeyler olduğu öyle belli belirsiz yansıtılır ki, okur ipuçlarının bilinçli olarak bırakıldığını sonrasında anlar (ve zaman zaman birkaç sayfa öncesine geri döner :).

Pedro Paramo, kurgusundan en çok etkilendiğim kitaplar arasında rahatlıkla ilk beş içine girebilir. Bunda Tomris Uyar’ın eşsiz çevirisinin de payı yadsınamaz.


de Yayınları
1. Basım Haziran 1970
Çeviren Tomris Uyar
Özgün Adı Pedro Paramo

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (5 oy verildi, ortalama: 4.2 / 5)
Loading ... Loading …