Günlerin Tortusu

14 May 2007

Franz Kafka - Değişim

Kafka, Franz; Roman kategorilerine ait bu tortu, B. Duygu Özpolat tarafından gönderildi.

Değişim

 

Bir sabah tedirgin düşlerden uyanan Gregor Samsa, devcileyin bir böceğe dönüşmüş buldu kendini. Bir zırh gibi sertleşmiş sırtının üzerinde yatıyor, başını biraz kaldırınca yay biçiminde katı bölmelere ayrılıp bir kümbet yapmış kahverengi karnını görüyordu; bu karnın tepesinde yorgan, her an kayıp tümüyle yere düşmeye hazır, ancak zar zor tutunabilmekteydi. Vücudunun kalan bölümüne oranla acınacak kadar cılız bir sürü bacakçık, ne yapacaklarını şaşırmış, gözlerinin önünde aralıksız çakıp sönüyordu.

«Bana da ne oldu böyle?» diye düşündü Gregor Samsa. Hayır! Düş falan değildi. Odası, biraz fazla küçük olmakla beraber tastamam bir insan odasıydı ve enikonu aşinası bulunduğu dört duvar arasında sessiz sakin duruyordu. Ambalajlarından çıkarılmış kumaş örneklerinden bir koleksiyonun yayıldığı masanın üzerine - Samsa bir firmanın pazarlamacılığını yapıyordu - kısa süre önce resimli bir dergiden kesip altın yaldızlı şirin bir çerçeveye geçirdiği bir resim asılmıştı. Başında kürk şapka, boynunda yılan biçimindeki uzun kürk atkıyla dimdik oturmuş bir kadın, kollarının dirsekten aşağı bölümlerinin içinde kaybolduğu ağır bir manşonu yukarı kaldırarak seyircilere doğru uzatmıştı resimde.

Sayfa 5

Ortaokula gidiyordum. Entel takılıyordum. Entelliğe yaraşır bir hareket olduğunu düşünerek, o zamanlarda da ne hikmetse Türkçe öğretmenlerinin ortaokul çocuklarına dönem ödevi olarak verme eğiliminde oldukları o kitabı, Franz Kafka’nın Değişim (Die Verwandlung) adlı romanını okumaya karar verdim. Cem Yayınevi’nden çıkan Kamuran Şipal* çevirisinin ilk yarısı insanın ömrünü tüketen (dönem ödevcilerinin okumak zorunda olduğu, benimse okumaya ancak yıllar sonra cesaret edebildiğim) bir önsözle başlıyordu. Kitabın kendisi ise inanılmazdı. O kitabı “o kitap” yapan en vurucu yanlarından biri ise bence ilk cümlesiydi:

Bir sabah tedirgin düşlerden uyanan Gregor Samsa, devcileyin bir böceğe dönüşmüş buldu kendini.

Değişim

Bir anda yüzünüze çarpıveriyordu. “Bir dakika doğru mu okudum?” diye düşünüp tekrar okuyordunuz. Sonra “yok canım, rüya herhalde, rüyadır rüya” diyordunuz. Ama hayır, ilerleyen satırlarda sanki Gregor Samsa ile eş zamanlı anlıyordunuz bunun bir rüya olmadığını.

Daha birinci sayfasında kitap sanki hortumla sizi çekiyordu içine. Kafka, Gregor Samsa’nın “hangi tür böceğe” dönüştünü hiçbir yerde söylemese de, kitabı okurken betimlemelerden “hamamböceği” olduğu hissine kapılıyordunuz. Gregor hayatını, babasının borçlu olduğu sinir bozucu bir adam için çalışarak harcamakta olan son derece hayırlı bir evlattı. Fakat onun böceğe dönüştüğünü neden sonra farkeden anne, baba ve kızkardeş, ondan nasıl kurtulacaklarının derdine düşüyorlardı.

Ben kitabı çocuk aklımla dahi olsa çok severek ve şaşırarak okumuştum. Sonra da anneme verdim okusun diye. Ailemizde hep hafiften entel rüzgarları esmiştir. O zamanlar resim sergisi açılışlarına gidip bedava yiyeceklerden yer, kadeh kadeh içtikleri şarap ile burunları kızarmış ressam döküntüsü amcaların “sürreal enternasyonalizmde içselleşen olgular bence egzistansiyalizmin ana fenomenlerine aykırı” türü cümlelerine kafa sallardık… Kanepeler çok lezzetli olurdu ama ben en çok kürdanla sunulan iki ucu çiçek gibi açılmış kızarmış sosisleri severdim. Her neyse, evde kitabı okumayan tek kişi benden iki yaş küçük kardeşim Fatih’ti -en son ilkokul birinci sınıftayken “Beş beyaz benekli baykuş bana bakıyor” diye bir kitap okumuş olduğundan kimse onu Kafka okusun diye zorlamadı.

Bir akşam yemeğinde annemle kitap hakkında konuşmaya başladık:

Değişim

Adı gibi düygülü Düygü: Ya adam böceğe dönüşüyo ve ailesi hiçbişey yapmıyo. Yani nasıl olur anlamıyorum. İnsan evladını öyle kaderine terkeder mi ya?

Hain anne Nunu: Ay ben olsam elime uzun bi sopa alır, ittire ittire kapının önüne koyardım seni, ıyyyy!

Düygü (şok içinde): Nası ya? Beni nasıl kapının önüne koyarsın? Benden nasıl iğrenirsin?

Nunu (gerçekçi bir insan): Evladım kelebeğe, kediye dönüşsen filan tamam da, dev gibi hamamböceğinden bahsediyoruz. Sen kendin de korkuyorsun hamamböceklerinden.

Düygü (gözlerinde yaşlar birikmiş): Ya ben senin evladınım be! Böcek olmuşsam bile insan bi bilim adamlarını arar anlatır durumu, belki bi çaresi vardır, nasıl kapının önüne koyuyosun ya ühühühühü. :((((

Nunu (”hay allah çattık be”): Canım kızım, hamamböceğinden bahsediyoruz ama yavrucum.

Düygü (artık hüngür hüngür ağlamaktadır): İnanamıyoraaammm annee! Zaten siz beni hiç sevmediniz. Fatih’i sevdiniz hep, ühehehehühüheaaaa… (odasına kapanır).

Fatih: Hepiniz hastasınız. (Çocuk kitaplardan uzak duruyorsa bir bildiği varmış tabi).

Bu anıyı İnternet güncemde yazdığımda arkadaşlarımdan biri -anıdan bağımsız olarak- kitapla ilgili çok hoşuma giden bir yorum yaptı: ona göre, Gregor Samsa aslında “eşcinseldi” ve Kafka eşcinselliği “böceğe dönüşme” olarak sembolleştirmişti. Ailenin bu durumu “kabullenemeyişi” ve “yeni haliyle” Gregor’dan kurtulmak istemeleri de bu senaryoya çok güzel oturuyordu.

Kuper

Kitabın ihtişamı, kaliteli bir fantastik öyküden çok daha fazlası olmasında yatıyor. Küçük bir kız çocuğu kendisini böcekle özdeşleştiriyor; kız çocuğunun annesi olayları aklında öyle canlandırıyor ki, bu durum başına gelse öz kızını kapı önüne koyacağını içtenlikle itiraf ediyor; öte yandan öykü, bir eşcinselin ailesinde ve toplumda yaşadığı dışlanmayı çağrıştırabiliyor. Biraz genellersek, çoğumuzun derinlerde yaşadığı yalnızlığı, kimlik bunalımlarımızı, toplumda kendimizi bir yere koyamayışımızı, “içimizden geldiği gibi” olursak dışlanacağımız, sevilmeyeceğimiz, bize bir böcekmişiz gibi davranılacağı korkusunu anlatıyor olabilir. Nitekim biraz araştırınca, öykünün başkaları tarafından da çoğunlukla

Franz Kafka

“toplumun farklı bireylere karşı sergilediği tutum” teması etrafında yorumlandığını görmek mümkün.

Son olarak bu adresten Peter Kuper’in Değişim’i çizgi roman haline getirdiği çalışmasına ulaşabilirsiniz.

Burada da öykü için yapılmış bir ex-libris var.

  • Hamiş 1: Kitabı okumadıysanız ve okumayı düşünüyorsanız kesinlikle Kamuran Şipal’in çevirisi olan ve Cem Yayınevi’nden çıkan “Değişim”i okumanızı öneriyorum. Böceği tanımlamak için kullanmayı tercih ettiği “devcileyin” kelimesi ve devrik cümle yapıları ile Şipal’in çevrisi benim -naçizane- gönlümün birincisidir. (Hatta biraz fanatik olduğum dahi söylenebilir.) İlginizi çekerse burada öykünün -aralarında Şipal’inki de bulunan- üç farklı Türkçe çevirisinin karşılaştırması bulunuyor.
  • Hamiş 2: Okuduğunuz bu yazı, muhteşem bir kitap, sayın hamamböcekleri ve yazara ait komik olduğu umulan anıları içeren bir “keyif” yazısıdır. Yazar kesinlikle, Kafka gibi büyük bir ustanın kitaplarını edebi anlamda incelemek iddiasında değildir.
  • Cem Yayınevi
    ISBN 975 - 460 - 3 - 125
    4. Basım Ağustos 1996
    Almanca’dan çeviren Kamuran Şipal
    Özgün Adı Die Verwandlung

    1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (9 oy verildi, ortalama: 4.44 / 5)
    Loading ... Loading …

    Görüş bildirebilir, ya da sitenizden bağlantı verebilirsiniz. RSS 2.0

    16 görüş

    1. Böyle buyurdu endiseliperi

      üniversitedeydim ve hala okumamış olmama rağmen, “bir sabah tedirgin düşlerden uyanan Gregor Samsa, devcileyin bir böceğe dönüşmüş buldu kendini.” cümlesi dilimde dolanıp duruyordu.

      kafka’lar, abimin masasının üstündeydi. ben odasına girip elimi uzattığımda 13 yaşında çok kitap okuyan bir çocuktum. abim, başını okuduğu kitaptan kaldırmadan, “anlamazsın, alma” dedi. öyle bozulmuş, öyle içerlemiştim ki, yıllarca okumadım kafka’yı.

      değişim, diğer kitaplarından farklı gelir ve evet, insana, çizgi romanı yapılsa hoş olur, dedirtir. önerdiğiniz site çok hoşmuş, teşekkür ederim. anneniz ne kadar hoşmuş, gerçekten:)anne anne duygulu hanımlar ne kadar yorucudur ve onların sıkıcı ezberleri, onların kol kanat gerişi özverilerle filan. annenize bayıldım, elbette iyi bir annedir, söylemek istediğimi anlatabildim umarım. amerika da bir başka alemdir. ne çocuksu, umut veren bir kitaptı o. ben çok şato’yu sevdiğimi söyleyerek bitireyim.

      bu yazı çok keyifli olmuş.

      sevgilerimle.

      14 May 2007 21:17

    2. Böyle buyurdu lamira

      Özellikle küçük kızın anısı hiç ummadığım bir anda beni inanılmaz güldürdü. Teşekkür ederim. gerçekten keyif aldım yazdıklarınızdan aynı zamanda da düşündürdü.

      14 May 2007 21:24

    3. Böyle buyurdu endiseliperi

      hay allah minik bir paragrafta 3 kez “hoş” demişim. hoş olmamış:)

      14 May 2007 23:58

    4. Böyle buyurdu Sardunya

      Hem ex-libris hem Değişim… üstelik aynı yazıda.Bu sabahın hoşluğu oldu bana. Ama çeviriler, ah o çeviriler…En sağlam kitaplardan bile soğutabildiler beni bazen.

      15 May 2007 08:41

    5. Böyle buyurdu Duygu

      Endişeliperi, keşke abinizi dinlemeseydiniz :) İnsanın iyi kitapları hayatı boyunca 3 kere (küçükken, büyüyünce ve yaşlanınca) okuması gerektiğini söyleyen çok tatlı bir aile dostumuz vardı ben küçükken. İnsanın zaman içinde bir kitaptan “ne anlayacağı” çok değişiyor elbette. Ama kitabı “anlamamak” diye bir durum söz konusu değil bence.

      15 May 2007 16:10

    6. Böyle buyurdu Atilla Aktuna

      Ivan Morris, onuncu yüzyıl Japoncasında, yinelemenin, maksatlı bir biçem tarzı olarak kullanıldığını söylüyor; bir İngiliz ya da bir İspanyol’un kulağına kaba gelebilecek bir şey, Japoncada “bir tür şiirsel melodi” haline gelir. Bir metni bir başka dilde sözcük sözcük yeniden kurmaya çalışırken yalnızca aracın değil dinleyicinin duyarlılığının da başka olduğunu unutan çevirmenlere bir uyarı

      Alıntı Manguel’in “Okuma Günlüğü” kitabından ve buraya almamın sebebi Duygu’nun çeviri konusundaki hassasiyeti -ki gayet anlayışla karşılıyorum.

      Bir de aracın ne olduğunu unutan çevirmenler var maalesef. Tabii ki, bu söylediklerimin Vedat Günyol’la ve Ahmet Cemal’le ilgisi yok.

      Bugünlerde okumaya başlayıp yarım bıraktığım bir kitap var çeviri yüzünden, bir de sayfalarında şöylece gezinirken okumaktan vazgeçtiğim. Birlikte yazacağım.

      15 May 2007 22:02

    7. Böyle buyurdu ludmilla

      Dönüşüm’ü ilk ortaokuldayken okumuş ve çok etkilenmiştim. Sarsıcı bir ilk cümle ve müthiş bir anlatım. Yazınızsa aynı ölüde keyif verici ve güzel. Ve haklısınız Kamuran Şipal harika çevirmiş kitabı, diğer bir Kafka kitabı olan Bir Savaşın Tasviri de çeviri bakımından harikadır.
      Ex-Libris görmek de gayet güzel oldu.

      15 May 2007 22:52

    8. Böyle buyurdu thelosthighway

      merhaba,
      değişim ile ilgili olarak yapılan “eşcinsel” yorumu tuhaf buldum. fantastik bir kurgu bu sonuçta. orda bir adam enikonu bir böceğe dönüşüyür. modern yaşam bizi böceğe dönüştürüyor. çünküadam işe 15 dk. gecikince şirket temsilcisi hemen durumu öğrenmek üzere evi kontrol ediyor. bu, böcekçe bir bakış sonuçta. modern yaşam, piyasa, al-sat, nerde-kaça burgaçları bizi böceğe dönüştürdü.
      benim için asıl ilgi çekici olan ve sonradan sanırım kafka öykülerinin yayınlayıcısı max…’ın öykünün sonunda yaptığı yorumdu: orda asıl değişen gregor samsa’nın kızkardeşiydi. zira önceden abisini seven, ona saygı duyan kızkardeş, anne-babanın nefret, iğrenme, böcekleşmiş bir aile bireyinden kurtulma isteklerine katılıyor ve gregor’u dışlama, evden atma, aileden uzaklaştırma ve böylece eski mutlu ve itibarlı bir aileye yeniden kavuşma, hayata gregor gibi bir “ucube”nin gölgesi altından bakmaktan kurtulma süreci yaşıyor. kızkardeşteki değişim ile ilgili yapılan bu yorum, “gregor samsa eşcinsel olabilir mi” gibi temelsiz bir yorumdan daha kabule şayan gibi geliyor bana.

      beni değişim’i okuduğum günlere götürdüğün ve bunları yeniden düşünmem sevk ettiğin teşekkür ederim üstad.

      hürmetler ederim.

      23 May 2007 11:24

    9. Böyle buyurdu Duygu

      :) Bana kızmayacağınızı umarak, yorumunuzu okuduğumda ilk aklıma gelen şeyin ne olduğunu söyleyeceğim (hiçbir kötü niyetim yok, dürüstçe aklıma geleni yazıyorum):

      “Çok homofobik duyuluyor.”

      Bunu hissetmemin sebebi, öykü için yapılan eşcinsellikle ilgili bu yorumu “tuhaf” ve “temelsiz” diye nitelendirmenizdi. :)

      Belki de benim acemi bir yazar oluşumdandır, burada anlatmak istediğim en önemli şey bu öykünün böylesi farklı yorumlara yol açabilmesinin muhteşemliğiydi. Bence herhangi bir yapıt için (evet evet bütün sanat eserleri için) “Bu eser işte bunu bunu anlatıyor. Bu kadar da açık, başka da bir şey anlatmıyor.” demek esere, eser sahibine ve eseri izleyip/okuyup/dinleyip yorumlayana haksızlık etmek olur.

      Sizin kızkardeşle ilgili söyledikleriniz de ilginç. Bu aşamada, geleneksek bir Türk ailesini düşünelim. Hatta biraz daha dini imanı yerinde insanlar olsunlar. Anne baba kız çocuk, erkek çocuk. Aile oğlanın “eşcinsel” olduğunu öğreniyor. Acaba tepkileri Gregor Samsa’nın ailesininkine benzer miydi? Bence benzerdi. Kız kardeş hayırlı bir eş bulmak isterken, ele güne rezil olmanın verdiği üzüntü ile, önceden çok sevdiği abisinden nefret edebilir miydi? Edebilirdi.

      “Bu öykü eşcinselliği anlatıyor!” değil ki burada söylenen. Onu okuyan birinin getirdiği, ve sizin, benim ya da bir başkasının yorumlarından daha “tuhaf ya da temelsiz” değil :)

      Ben de hörmetler ve sevgiler sunarım efendim :)

      24 May 2007 04:05

    10. Böyle buyurdu mehtapp

      gerçekten çok surekleyici bi kitabdı ögretmenımın tavsıyesı kadar varmış

      26 May 2007 14:26

    11. Böyle buyurdu thelosthighway

      Her sanat eseri, bakıldığında farklı yorumlanabilecek bir durum ihtiva etmez. Bu, biraz kolaycılık. E biz de alışmışız yumurtlamaya. Adam uyanıyor. Böcek olmuş Bunun altında ne arıyoruz ki şimdi. Yok böcek değil o, eşcinsel olcaktı. Ne zorlama! Eşcinsellerle, eşcinsellikle alıp veremediği olan biri olarak değil, “ne alaka kardeşim?” diyen biri olarak yazıyorum bunu. Öyle, tesadüfen gördüm ben de yazdıklarım üzerine yaptığınız yorumu. Nedir şimdi yani eşcinsellik filan. E kardeşim sen öyle anladın ben de böyle anlıyorum. Yok öyle bir şey ya. Bıktırıcı bir şey bu. ben bıkıyorum. Herkes kafasına göre bir şey diyor. Bir sürü şey derim ben. yok kızkardeşi şöyleydi yok anası böyleydi. Nedir doğrusu? ” ayyy, doğru diye bir şey yok ki, kaç insan varsa o kadar doğru var.” Bana göre değil. Bir şiir yazdım, bir hikay yazdım, bir resim çizdim. Herkes takılsın kardeşim kafasına göre. Valla böyle değil işte. Öyle olduğunda önüne gelen yorumcu, önüne gelen sinema yazarı, önüne gelen öyle fotoğrafçı olur işte. Adam atar duvar boya, çamur, bok püsür. Sanat oldu bu der. Sanat olmaz ama.

      Ayy neyse uzadı.

      Hörmetlermiş. Ben ne diyorum, millet ne? Çalın oynayın arkadaşım.

      06 June 2007 18:03

    12. Böyle buyurdu thelosthighway

      bu arada homoları niye seveyim ki.
      son zamanlarda içimiz dışımız homo oldu.
      gözümüze sokuyorlar ferzan vesair. tamam çok homa şair, yazar, sanatçı var. iyi de abicim herkes bu homoları sevmek zorunda mı ya? öyle bir şey çıkardılar ki şimdi bir de, homolardan nefret eden adamlara şüpheyle bakılıyor, abi bunda da homoluk var, gizliyor, o yüzden böyle gergin filan.
      ya tamamen fıtrata aykırı bir durum. ne diye seveyim ben doğal olmayan bir şeyi. illa sevmek zorunda mı herkes homoları. okumuşuz, etmişiz, mürekkep yalamışız, nedir dünyaya geniş bakalım. yaşasın homolar mı yani?
      senin etrafında cicili bicili, üretken, sevvvvgggi dolu ibneler olabilir ama ben onlardan nefret ediyorum. korku değil bu anacım. nefret! faşist de değilim. aha kafka, aha ben, aha senin yanındaki ibne kılıklılar aha da foucoult.

      06 June 2007 18:09

    13. Böyle buyurdu Atilla Aktuna

      Bundan önceki yorumunuza (thelosthighway) oldukça şaşırdım, doğrusu. Duygu’nun yazdığı yorumda homofobik olduğunuz değil, yorumunuzun homofobik bir tonu olduğu söyleniyordu sadece -ki kişisel bir tespitti bu. En azından ben böyle görmemiştim.

      Şu temel hakkınızın sonuna kadar arkasındayım: Hiç kimse, hiç kimse tarafından herhangi bir şeyi sevmeye zorlanamaz! Ama bir insandan nefret etmek için kişinin daha fazla nedeni olmalı diye düşünüyorum. Fıtrata aykırılık konusuna ise girmiyorum bile…

      07 June 2007 13:13

    14. Böyle buyurdu thelosthighway

      konuyla ilgili elbette güçlü nedenlerim var. ama kafka’nın değişim’iyle ilgili bir yazının yorum kısmında değil. zaten yeterince konudan saptık. kullanılan kavramı ilk defa duyuyorum. homofobik. “çok homofobik duyuluyor” cümlesi de sanırım yanlış bir cümle. ifade bozukluğu var. ne öyle duyuluyor? sorusunun cevabı belirsiz… herneyse… ben şunu demek istiyorum aslında: modern toplum insanı böceğe dönüştürüyor. bu, ciddi bir önerme. bu önermenin eşcinsellik gibi bir konuyla ilişkilendirilmesi cümlenin ağırlığını ortadan kaldırıyor. asıl karşı çıktığım buydu. diğer mesele de sanat eserleri karşısındaki tutumumuz. konuyla ilgili bir çok yaklaşımdan haberdar birisi olarak, günümüzde sanatın, sanata bakışın da başkalaştığını düşünüyorum. sanat eserleri vücuda getirmek ve “sanatçı” vasfını kazanmak kolay değildir. fakat bizler, işin kolaycıları, derinlik yoksunları, alabildiğine özgür yaklaşımlar sergileyebileceğimizi, buna hakkımız olduğunu düşünüyoruz. Ben böyle düşünmüyorum. Varlık’tan, Gerçek’ten, İyi’den uzaklaşmış, basit ama abartılmış sanat eserlerine baha biçebiliyoruz. Kolayca yorum getirebiliyoruz. Her konuda olduğu gibi sanat konusunda da kafamıza göre takılabileceğimizi düşünüyoruz. Sanatın bir kast’a, sınıfa özgü, aristokratik bir şey olduğunu falan iddia etmiyorum. Aşırı korumacı bir yaklaşım da değil benimkisi. Asıl mesele bu kadar rahat olabilmemiz. Bu kadar kolayına kaçabilmemiz. Yani özgürlük, ben isteyeceğim, kimse karşımda duramayacak ve ben yapacağım demek değildir. Ben şimdi tutup Picasso resmi hakkında ne söyleyebilirim ki. Ama bir kaç resim gören bazıları çıkıp rahatlıkla söz söyleyebiliyorlar. Sorun burada. Olmadık şeyler söylemiş oluyoruz sonra. Ama hiç de umurumuzda değil bu. Bir Kafkacılık, Nieztcschecilik filan var. Kardeşim sen de bilmeyicer bu adamları. Eş dost meclislerinde konuşmayıver bu adamlar hakkında. Zorlamaya gerek yok. Nedir yani. Yani biraz türk müziği, biraz rock’n roll, biraz arabesk, biraz da blues bilince ve bir kaç enstrüman çalınca ve biraz da müzik yapınca farklı bir adam olmuyoruz, burayı kaçırmayalım. Herkes ayabbacı olmak zorunda olmadığı gibi sanatçı, şair olmak zorunda da değil. İyi incik boncuk yapabiliyorsan onu iyi yap. Diper konular hakkında bırak dabaşkaları harcayıversin hayatlarını. Neyse, uzadı mesele. Acemilikler, yakışıksızlıklar, ben buldum-ben gördümcülükler, piyasacacılıklar arasında güme gidecek söylediklerim, kişisel algılanacak. Selamlar.

      07 June 2007 15:01

    15. Böyle buyurdu Duygu

      Sizi yazdığınız son üç yorumdan sonra muhatab almaya dahi değer görmüyor ve yazdıklarınıza cevap vermiyorum. Kaba cümlelerinizi, faşist ve homofobik olmadığını sandığınız hallerinizi Internet saklıyor. Yıllar sonra bakıp belki utanırsınız.

      19 June 2007 13:02

    16. Böyle buyurdu Günlerin Tortusu » Can Barslan - Terelelli Pictures

      […] Düygü Tortu’ya ilk yazısını yazdıktan sonra Türkiye’ye geldi ve gelirken de üstte kapak fotoğrafı bulunan […]

      14 August 2007 02:09

    Buyurun!