Günlerin Tortusu

02 Mart 2007

Paul Auster - Cebi Delik

Auster, Paul; Biyografi kategorilerine ait bu tortu, Atilla Aktuna tarafından gönderildi.

Cebi Delik

 

Çok geçmeden iki yakamızı bir araya getirebilmek için öyle çok çalışmaya başladık ki, başka hiçbir şeye vakit kalmadı. Eskiden, her gün birkaç saati kendime ayırır; günün ilk bölümünü para kazanmak için çalışmakla geçirirken geri kalan zamanda şiir yazar, yazı projelerimi geliştirirdim. Oysa şimdiparaya gereksinim arttığı için kendi işime ayıracak zaman da kısıtlanıyordu. Önce bir gün kendi çalışmalarımla hiç ilgilenemedim; derken iki gün, derken bir hafta ve bir süre sonra da yazarlık ritmimi yitirdim. Kendime ayıracak zaman bulabildiğimde de, gerginlikten doğru dürüst yazamıyordum. Aylar geçti ve kalemimin değdiği her kağıt çöpü boyladı.

Sayfa 107

Kadın, romanı Avon Yayınları’nın editörüne gönderdi ve üç gün sonra kitap kabul edildi. Göz açıp kapayana kadar iş bitiverdi. iki bin dolar avans vereceklerini söylediler, kabul ettim. Hiç duraksamadım, karşı öneride bulunmadım, kurnazca pazarlığa girişmedim. Hakkımı aldığımı düşünüyordum, o yüzden ayrıntılar üzerinde durmadım. Avansın yarısını (sözleşme uyarınca) ilk yayımcıma verdikten sonra, bana bin dolar kaldı. Organizatöre de yüzde on ajans komisyonu verince, dokuz yüz dolar temiz para geçti elime.

Para uğruna kitap yazmanın karşılığı bu kadar ediyordu. Kendimi satmamın karşılığı bu kadardı işte.

Sayfa 126

Paul Auster son dönem Amerikan yazınının en önemli temsilcilerinden biri. Türkiye’de de çok okunan ve sevilen yazarlardan.

“Cebi Delik” bir otobiyografi. Ancak bu otobiyografi bir yazarın değil; Paul Austeryazar olmak için uğraşan, ama aynı zamanda yaşamını sürdürmek için yazarlıktan başka işler de yapması gereken bir kişinin. Genç Auster’in!

“Yaşamak için mi yazıyorum, yazmak için mi yaşıyorum” sorusunun yanıtını ararken, yalnızca yazarlık yaparak yaşamını sürdürmek için gereken paranın, dünyanın hiçbir yerinde olmadığı gibi, fırsatlar ülkesi Amerika’da da kolay kazanılmadığını görüyoruz.

Aklıma ister istemez, Türkiye’de sadece yazarlık yaparak hayatını sürdürebilen kaç tane edebiyatçı olduğu sorusu geliyor. Çok fazla olmadığını düşünüyorum. Ya siz nasıl düşünüyorsunuz?


 
Can yayınları
ISBN 975-510-921-8
2. Basım Ağustos 1999
Türkçesi Seçkin Selvi
Özgün Adı Hand to Mouth - A Chronicle of Early Failure

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (5 oy verildi, ortalama: 3.8 / 5)
Loading ... Loading …

Görüş bildirebilir, ya da sitenizden bağlantı verebilirsiniz. RSS 2.0

3 görüş

  1. Böyle buyurdu endiseliperi

    Auster, yazacağı hikayelerin konusunu oluştursun diye, bir akaryakıt tankerinde denize açılmış, üniversitedn mezun olunca. Karaya dönünce, Paris’e gitmek istemiş bu sefer. Kendini yazar olarak görüyor, ancak ne yazacağına bir türlü karar veremiyormuş anlaşılan. Sonunda, New York’a dönmüş ve kendi deyimiyle “her gün havaya dağılan öyküleri toplamış.”

    Ben severim Auster’ı. Yeni bir karar alıp, onu yaşamaya başladığımda hep Auster okumuşum, dönüp baktığımda. Beni heyecanlandırır ve ne yazarsa yazsın, yaşama enerjisi verir.

    Türkiye’de sadece edebiyat yaparak para kazanmak bile eleştirilecek, kötü bir özelliğe dönüşür, eğer kazandığın parayla iyi de yaşayabiliyorsan. Orhan Pamuk için neler söylenmedi ki. Yetenek, genellikle kendini harcatmaz, diye düşünürüm. Eninde sonunda içinden fışkırır, çağlar; yazını yazar, resmini çizer, müziğini yaparsın. Yeterince yetenekli olmak gerekir bunun için… Eh, bir de bedelini ödeyebilme cesareti. Eğer bunlar varsa, sadece yazarak hayat sürdürülebilir sanırım.

    02 Mart 2007 08:54

  2. Böyle buyurdu Atilla Aktuna

    Ne güzel insanın yaşamında böyle yazarlar olması!!! Benim de dönüp dönüp okuduğum yazarlar vardır. Ama şahsım adına konuşmam gerekirse “benim yazarlarım”, bana yaşam hakkında ipuçları verir. Tortu’da da bunları zamanı geldikçe “Başucu” kitapları altında yazacağım.

    Bu yazarlara bir kaç örnek vermek gerekirse; Oğuz Atay, Bilge Karasu, Ferit Edgü ve bu sitenin ithaf edildiği Tomris Uyar’ı sayabilirim bir çırpıda. Yabancı yazarlara baktığımdaysa, Albert Camus, Anton Çehov, Fyodor M. Dostoyevski, Jorge Luis Borges, Franz Kafka bu listenin başında yer alır. (Yukarıda yazdığım yazarları bu yazının sınırları içinde değerlendirmek gerekir, yoksa daha birçok yazar sayabilirim.)

    Türkiye’deki durumla ilgili yazdıklarınıza katılmakla birlikte şunu da gözden kaçırmamamız gerektiğini düşünüyorum:

    Önemli olan çoksatarlar yazıp kazanmak mı, yoksa inandığınızın peşinde yürümek ve “gerçek” edebiyat eserleri yaratmak mı? (Hem çoksatar, hem de “gerçek” edebiyat olan eserlerin sayısal olarak -maalesef- ihmal edilebileceği kanısındayım!) Türkiye’de birçok yazar inandıklarının ardında savaş veriyor/verdi ve bedelini ödeme cesaretini gösterek “gerçek” edebiyat eserleri yaratmayı sürdürüyor/sürdürdü.

    Tomris Uyar çeviriler yapmasaydı, Oğuz Atay mühendisliği sürdürmeseydi, Bilge Karasu okullarda ders vermeseydi kitaplarından kazandıklarıyla yaşayabilirler miydi? “Yetenek kendini harcatmaz” belki ama Türkiye’de o yeteneğin farkına pek varılmadığı, vardırılmadığı gerçeği de önümüzde duruyor. Kitap satışları ve baskı adetleri ise bunun en açık göstergesi…

    02 Mart 2007 15:10

  3. Böyle buyurdu teyzen teyfik

    merhaba,
    ben de cok fazla olmadigini düsünüyorum. Ve yakinlarinda böyle biri varsa insan cok daha iyi anliyor bunun ne demek oldugunu. Anlatmak istedigi öykülerini, tezlerini, fikirlerini anlatmak yerine asgari ihtiyaclarini karsilayabilmek icin tüm zamanini baska islere harcayan birisinin yasadigi aci bana hep Van Gogh`un acilarini hatirlatir. Yine de iyi ki Teo varmis, diyorum.

    05 Mart 2007 00:37

Buyurun!