İsmail Kadare - Canavar
Eskiden beri sorulmakta olan soru kafasının içinde kuşkusuz işte o anda yeniden canlanmıştı: Truva Atı gerçekten varoldu mu? Yunanlılar Truva’yı bu savaş hilesi sayesinde mi ele geçirdiler, yoksa, kente girmek için kullandıkları başka araçları gözlerden kaçırmak için yararlandıkları -bunu gizli tutmaya önem veriyorlardı- bir yazınsal yutturmaca mıydı bu?
Bu tutumda şaşılacak bir şey yoktu. Savaşın gerçek nedenleri, basşlangıcında olup bitenler, pazarlıklar, öngörüler, öneriler, savaş gücünün hesaplanması, bütün bunlar, Truva Savaşı’nı bütünüyle yalnızca benzersiz güzellikte bir kadının yaşadığı aşkın öyküsüne -ki bu kadın aslında pekâlâ kendini bir maceraya kaptırmış olabilirdi- indirgemek amacıyla hasır altı edilmişti; öteden beri bilinen bir şeydi bu.
Savaşın gerçek nedenlerinin gizlendiği açıkça belliyse, ele geçirilemez olmakla ün salmış Truva’nın düşmesi az da olsa kafalarda kuşku yaratmıyor muydu? Yunanlıların bu kenti fethetmek için başvurdukları düzeni, ileride yeniden kullanmak amacıyla gizli tuttukları düşüncesi öteden beri kabul görmüştü -içerdikleri deneyimin değerini yitirmemesi için uzun süre gözlerden saklanan casusluk dosyaları gibi. Dolayısıyla Yunanlılar gerçeği maskelemek için bir yol düşünmek zorundaydılar.Truva’yla ilgili arşivlere gelince, bunlar kentin yağmalanması sırasında tahrip edilmiş, kül olmuştu. Belleklerde kalan tek şey, korkunun ve alevlerin oluşturduğu fon üstündeki bir büyük attı. Fakat benzeri bir görüntü, kentten kaçmakta olan Truvalıların kapıldıkları dehşet yüzünden kafalarında yarattıkları bir sanrı olamaz mıydı?
Sayfa 33 - 34
Kadare çok basit, ancak önemli bir soru üzerine kurguluyor romanını: Homeros’un anlattıkları Truva’nın çok kolay düştüğünü gösteriyor. Truva’lılar bu kadar mı saftı da,
bir tahta ata kandılar ve şehirlerinin düşmesine neden oldular? Bu hediyenin şehre alınmasına hiç mi karşı çıkan olmadı? Karşı çıkan olduysa, onlara ne oldu?
Roman, Homeros’un İlyada’sı gibi (He)Lena’nın Max ile evlenmekten vazgeçip Gent’le birlikte olması ile başlıyor ve şehrin dışında bir Truva atı (tren vagonu) ortaya çıkıyor. Kadare, kurguda Ulysse K. gibi bir yan karakterle de Kafka’ya selam ediyor.
Canavar, 1965 yılında ilk defa basılmasına karşın sansüre uğramış. 1990′da ise tekrar ve genişletilmiş bir biçimde basılmış. Arnavutluk’un Sovyetler Birliği ile problemlerine yönelik satırlar, sansürün nedeni olsa gerek.
Okunası ve üzerinde düşünülesi bir kitap, bir ütopya!!!
Simavi Yayınları
ISBN 975 - 7408 - 33 - 6
1. Basım 1993
Fransızcadan Çeviren Aykut Derman
Özgün Adı Le monstre


(8 oy verildi, ortalama: 4.75 / 5)





Böyle buyurdu Ali Işıngör
Sevgili Atilla;Bir süredir kütüphanemde duran ve bana yatak odamdaki raftan bakan bir kitabı yazmışsın. Sanırım bu kitabı önümüzdeki günlerde okumaya başlamama neden olacaksın.İsmail Kadare, 1995′in yazında "Ölü Ordunun Generali" ile önce benim sonra da Mümtaz Bey’in (babam) kalbini fethetmişti. Birkaç yıl sonraysa -hiç unutmuyorum- Saint Benoit Lisesi’nin önünde duran bir el arabasından "Taş Kentin Günlüğü" ile tanıştım. Romanlarındaki kurgu ve sinematografik anlatıma (özelikle de Albay’ın kendini "iki kamyon dolusu" ordusunun önünde, tören geçidinde hayal ettiği bölümde) hayran kalmıştım.İsmail Kadare, son derece ilginç bir yazar. Son dönemlerde adı Nobel Edebiyat Ödülü ile birlikte sık sık anılıyor. Ülkesinin en çok alkışlanan ve sevilmeyen yazarı. Komünizmin son günlerinde sesini yükseltmemekle, demokrasi döneminin ilk günlerindeyse Enver Hoca’nın adamı olmakla suçlandı. Ülkesinin en önemli din adamları tarafından "faşist ve islamfobik" olarak tanımlanıyor. Komünistler için bir "dönek", milliyetçiler içinse o bir "hain"… Uzun yıllardır ülkesinden uzakta, Paris’te yaşamak zorunda bırakıldı. Umarım Arjirokaster’e, çocukluğunu anlattığı o taştan güzel kente bir gün geri döner!
05 Kasım 2006 23:08
Böyle buyurdu metin-thePoor
Ölü Ordunun Generali’ni okuduğumda sıkı bir yazarla karşı karşıya olduğumu anlamış ve büyülenmiştim. Bu kitabı da sanırım okumalıyım.
07 Kasım 2006 14:47
Böyle buyurdu aktuna
Metin Bey ve de Ali Bey,
Bu yazılanlardan sonra bana da Ölü Ordunun Generali’ni okumak düşüyor!
Teşekkürler,
08 Kasım 2006 00:09
Böyle buyurdu teyzen teyfik
evet, ben de "Ölü Ordunun Generali"kitabini okumustum Kadere nin ve gercekten sasirmistim, farkinda olmadan ne iyi bir yazar kesfetmisim diye. Canavar` i aldim kayda, ilk firsatta edinecegim bir tane.
01 Aralık 2006 19:14
Böyle buyurdu mert caglar
shqiptar yazarda guzel olmazmi!!! ..
Katalin oglu ne olacak …
hele o donemleri yasamissa .
26 Nisan 2007 17:26
Böyle buyurdu Atilla Aktuna
Dede tarafından shqiptar (Arnavut) olmama karşın, shqiptar’ın ne demek olduğunu bilmiyordum ;) öğrendim…
Katalin oğlu da Kartal’ın Oğlu’mu demektir?
Selamlar,
26 Nisan 2007 17:32